İslam Düşüncesindeki Yoktan Yaratma ve Kıdem Tartışmaları: Kelâmcılar ve İbn Sîna Merkezli Bir İnceleme
KELAM ARAŞTIRMALARI 10:2 (2012), SS.251-274.
İSLAM DÜŞÜNCESİNDEKİ YOKTAN YARATMA VE KIDEM
TARTIŞMALARI: KELÂMCILAR VE İBN SÎNÂ MERKEZLİ BİR İNCELEME
- On the Debates of ex–Nihilo and Eternality of the World in Islamic Thought –
Dr. Ömer Ali YILDIRIM
Şırnak Ü. İlahiyat Fakültesi
Araştırma Görevilisi
Abstract How is the relationship of Almighty and Eternal God with the
world? Serious debates that took place between different school of thoughts
that emerged in Islamic history on the subject led a creative legacy.
Especially debates between Ibn Sînâ and Muslim theologians that resulted
even the accusation of takfir (blasphemy) were very remarkable. What were
the factors that urged to the theologians vehemently defended the theory
of creation of ex nihilo? Was it to support their theory by the verses of the
Qur'an? What were the dynamics on the background of the defense of Ibn
Sînâ's theory of temporal eternality of the world and what were his proofs?
This article aims to answer these questions and to find clues and signs in the
context of these debates between Ibn Sînâ and the theologians. Is it a deep
crack that requires the accusation of the takfir (blasphemy) or not?
Key words: eternality of the universe, the theologians, Ibn Sînâ, creation,
creation ex nihilo, huduth, possibility.
Giriş: Yoktan Yaratma ve Âlemin Kıdemi Problemi Üzerine
Âlemin kıdemi meselesi felsefi bir problem olarak Tanrı – Âlem ilişkisinin
mahiyetini belirlemeyle doğrudan ilgili olmasından dolayı İslam düşüncesinde
üzerinde hararetle durulan konular arasında yer alır. Bu problem, İslâm dünyasında
kendi iç tutarlılığı yanında inanç sistemi ile olan uygunluğu bağlamında
tartışılmıştır. Bu bağlamdaki genel soruyu makalenin boyutlarını göz önünde tutarak
şöyle düzenleyebiliriz: İbn Sînâ felsefesi üzerinden ele aldığımızda Meşşâî
filozoflarının âlemin kıdemi hakkındaki görüşleri İslâm inanç sistemiyle çatışır mı,
yoksa bu akide içerisinde savunulabilecek bir yaratma teorisi midir?
Kadir-i Mutlak Tanrı’nın mutlak bir şekilde tek olarak kabul edildiği (basît)
ve tenzihe aşırı vurgu yapılan bir inanç sistemi içerisinde O’nun âleme önceliği,
kendini bu inancın bir gerekçesi olarak dayatır. Akidevi yönden bakıldığında Tanrı
âlemi yaratmıştır yani onu öncelemektedir. İslâm Kelâmı açısından konu ele
alındığında âlem, Tanrı dışında bütün varlıkların adı olmakla birlikte, cevher ve
252
Dr.Ömer Ali YILDIRIM
______________________________________________________________
arazdan meydana gelmiştir. Hâdis yani yaratılmış/ezeli olmayan oldukları gözlemle
de anlaşılabilen arazlardan bağımsız olarak var olamayan cevherler de hâdis olmak
durumunda kaldıklarından âlem bütünü ile hâdis olacaktır. Yani o, ezeli
olmayacaktır. Burada Tanrı âlemden öncedir. Konuya İbn Sînâ felsefesi açısından
yaklaşıldığında Tanrı’nın öncelikle ilk sebep olarak kabul edildiğini görülür. O, esSebebü’l-Ûlâ yani İlk Sebeptir. Bu, felsefi yönden Tanrı’nın âleme önceliğinin de
ifadesi olmaktadır. Tanrı’nın âleme önceliğini kabul etme noktasında kelâmcı ve
filozoflar aynı kanaati taşıdıklarına göre sorun nereden kaynaklanmaktadır?
Buradaki problem daha ziyade kullanılan kavramsal çerçevedeki farklılık ve
“önce”liğin yorumlanma biçimiyle ilgili görünmektedir. Kelâmcılar “yoktan
yaratma” biçimini benimsediklerinden Tanrı’nın bulunup, âlemin bulunmadığı bir
var oluş kategorisini kabul etmektedirler. Burada Tanrı’nın mutlak bir tekliği vardır.
Kelâmcıların Tanrı’nın önceliğinden kastettikleri budur. İbn Sînâ ise yoktan yaratma
biçimini kabul etmez. Ona göre Tanrı sebepler zincirinin ilk halkasıdır. Kendisi İlk
Sebep olan Tanrı’nın âleme önceliği de sebebin sonuca önceliği şeklindeki varlıksal
bir önceliktir. Bu öncelik tarzında Tanrı’nın âleme zamansal olarak önceliği söz
konusu olamamaktadır. Tanrı, varlık olarak âlemi öncelemektedir, ancak âlem
zaman açısından O’nunla birliktedir yani ezelidir. Kelâmcılar açısından ise bu tür bir
öncelik Tanrı’nın iradesini sınırlandırdığı ve ezelilerin çokluğuna (teaddüdü
kudemâ) yol açtığı gerekçesiyle kabul edilemez olarak değerlendirilmektedir.
Biz öncelikle akidevi olarak kabul gören Tanrı’nın âleme önceliğine
eklemlenen yoktan yaratma teorisinin sıhhatini tartışacağız. Sonra da buna mukabil
olarak felsefecilerin “nedensellik” ilkesini bir yaratılış/var oluş şekli olarak kabul
etmelerinin sebeplerini ve her iki ilkenin sonuçlarını inceleyeceğiz.
I
Kelamcıların Bir Yaratma Biçimi Olarak Yoktan Yaratma Teorisini
Kabul Etmelerinin Nedenleri
Tanrı’nın âleme önceliği Kur’âni ifadelerden kaynaklanan bir inanç iken
yoktan yaratma konusunda aynı şey söz konusu değildir. Hatta bu konuda farklı
çağrışımları barındıran ayetlerin bulunduğuna düşünürler tarafından dikkat
çekilmiştir. Bu ayetlerin bazılarında, geçmişe yönelik ezeli bir varlığı çağrıştıracak
biçimde, yaratmaya temel olarak mevcut başka bir şeye işaret edilirken, bazılarında
da geleceğe dönük ezeli bir varoluşu yadsıyan ibareler bulunmaktadır. Bu ayetlere
dikkat çeken İbn Rüşd, ayetlerin zahirinden âlemin sûret itibari ile sonradan
yaratılmış olduğu ancak varlık ve zaman olarak ise ezel ve ebed arasında kesintisiz
bir şekilde bulunduğunun anlaşıldığını söyler. Hûd sûresinde O, gökleri ve yeri altı
Kelam Araştırmaları 10:2 (2012)
253
______________________________________________________________
günde yarattı ve O’nun arşı su üstünde idi.1 ayetinin zahiri olarak bu varlıktan önce
başka bir varlığın bulunduğuna, onun da Tanrı’nın arşı ve su olduğu; yine feleklerin
hareketlerinin sayımı olan ezeli bir zamanın bulunduğuna da işaret ettiğini söyler.
Benzer şekilde Gök ve yer o gün başka bir gök ve yerle değiştirilir.2 ayetinin de bu
varlıktan sonraki başka bir varlığa işaret ettiğini, Sonra duman halindeki göğe
yöneldi3 ayetinin ise gök ve yerin yaratılmasına temel teşkil eden başka bir “şey”e
işaret ettiğine dikkat çeker.4 İbn Rüşd’ün ifadesi ile Tanrı’nın mutlak bir yoklukla
birlikte bulunduğunu ifade eden herhangi bir nas bulunmamaktadır. Öyleyse
kelâmcıları hararetli bir biçimde bu teoriyi benimsemeye sevk eden etken ya da
etkenler nelerdir? Buna, kelâmcıların benimsediği Tanrı’nın sıfatlarının ezeliliği
teorisinin de ilk elde âlemin ezeliliğini ilzam ettiğini, ezeli sıfatlardan hâdis bir fiilin
çıkmasının çözümü zor problemlere sebep olduğunu eklediğimizde sorunun önemi
daha da artacaktır.
Öncelikle bu teorinin kelâmcılar arasında ortaya çıkışının izlerini tespite
çalıştığımızda bunun yokluğun/madum şeyliği tartışması ile yakın bir ilişki
içerisinde geliştiğini söyleyen Wolfson’a katılabiliriz.5 Özellikle Mutezilî kelamcılar
tarafından gündeme taşınan madumun bir şey olarak kabul edilmesine karşı gelişen
tepkinin gerisinde âlemin başka bir maddeden yaratılıp yaratılmadığı tartışması yer
almaktadır. Nitekim bu da, bu varlıktan önce ezeli olan başka bir varlığın kabulünü
gerektiriyordu. Âlemin ezeli olan başka bir varlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı,
Tanrı’nın yaratmaya bu âlemden önce mevcut olan başka bir varlıktan başlayıp
başlamadığı meselesi etra (...truncated)