Osmanlı Kimliği Üzerine Bazı Düşünceler
OSMANLı KİMLİGİ ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER
Aşkın KOYUNeU
Abstract
The Ottoman Empire was a symbiosis of the Turkish-Islamic
and the Byzantine-Balkan traditions. It is more realistic to mention
Ottoman identities than a singular Ottoman identity. In the classical
period the term Ottoman referred to the ruling class. In fact, the
Ottomans did not try to create a common identity, since the political
and geographycal unity was in principal more important for them.
Although, Islamic e1ements were the basis of the Ottoman ethos, they
did not compel non-muslim subjects to convert to the Islam. On the
contrary, the Ottomans gave them religious freedom and organized
them through the millet system. So each millet (Rum or Greek
Orthodox, Armenian, Jewish millet) had its own identity separately.
Ethnic groups in the Rum millet in the Balkans, especially Slavic
Peoples, were inclined to be Hellenized; similarly there was a
tendency among the Balkan converts to Turkifization. In the 19th
century the Ottomans tried to form an Ottomanizm ideology against
the dangers of nationalism, but it did not work. Consequently this
effort did not prevent the disintegrarion of the empire.
Key words: The Ottoman identity, the Turks, the millet
system, Islamization, co-existense
Kimlik terimi, sözlük anlamıyla "aynılık, özdeşiik" demektir. Fakat, bu
aynılık ve özdeşlik aynı zamanda birey veya toplumların farklılaşması, bir başka
ifade ile "öteki" kavramının ayırt edilebilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Kimlik bir
bireyin kendini algılayış, ifade ediş biçimi ve mensubiyet hissi şeklinde
tanımlanabileceği gibi "toplumsal düzeydeki bireysellik olan uluslaşmanın dışa
vurumu" (Kılıçbay 1990: 47) şeklinde de tanımlanabilir. Dolayısıyla kimlik terimi
modem zamanlara, 19. yüzyılın milliyetçi söylemine ait bir kavramdır, ancak birey
ve toplumların kültürel, lengüistik, dinsel vb. açılardan kendilerini algılayış ve ifade
ediş biçimleri bakımından pre-nasyonalist dönemde de belirli kimlik profilleri
çizdikleri açıktır. Bahis konusu Osmanlı olduğunda imparatorluğun doğası gereği
aslında Osmanlı kimliğinden değilOsmanlı kimliklerinden [Müslim-Gayrimüslim
kimliği (alt grupların da kendilerine has kimlikleri olduğunu kabul ederek); yönetici
seçkinler-reaya kimliği; zaman ve coğrafi eksenli olarak Osmanlı kimliği;
Osmanlının kendini, Batının Osmanlıyı algılayışı bağlamında Osmanlı kimliği vs.]
söz etmek daha gerçekçi bir yaklaşımdır. İşte bu yüzden bu makalenin amacı,
çoğulcu bir yaklaşımla Osmanlı kimliğine dair genel bir çerçeve çizmektir.
Türkiye'de "kimlik", "ben ve diğeri/öteki", "imaj-algı" kavramlarının
tartışılmaya başlanması oldukça yenidir. Bu nedenle, Osmanlı kimliği ile ilgili
çalışmalar az sayıda olmakla birlikte konuva oldukça tutarlı yaklaşımlar
geliştirilmiştir. i Ancak, yine de Osmanlı kimliği, daha doğrusu Osmanlı kimlikleri
ile ilgili olarak kesin yargıiara varabilmek için karşılaştırmalı
tarih yöntemi ile geniş
kapsamlı uzun araştırmalar
yapılması gerekmektedir.
Tarih yazıcılığımızda
Türk
unsuru hakim olduğu için Osmanlı· imparatorluğu
da Türk eksenli ve İstanbul
merkezli olarak ele alınmaktadır. Bu, Türklerin imparatorlukta
"base intrique, temel
unsur, temel entrikacı, temeloyuncu"
olmasının (Ortaylı:
1999b: 21) doğal bir
sonucudur.
Osmanlı, Türk imparatorluğu
olmakla birlikte münhasıran
Türklerin
imparatorluğu
değildir. Bütün imparatorluklar
gibi çok "uluslu", çok dinli ve çok
dilli bir yapıya sahiptir. Ancak, tarih yazıcılığımızda
Osmanlı tebaası gayrimüslim
ve gayri Türk unsurların
imparatorluktaki,
sosyal,
siyasi, dini, kültürel
vs.
hususiyetlerini
konu edinen çalışmalar çok sınırlı olduğu gibi, bunların ele alınış
biçimi de sadakat-ihanet
ikilemine takılıp kalmakta,
çoğu kez devletin başına
açtıkları gaileler ölçüsünde tarih kitaplarına
konu olmakta ve günümüzün
değer
yargıları geçmişe taşınmaktadır.
Mesela, tarih yazıcılığımızın
Fener Patrikhanesine
yaklaşımıyla
Osmanlı döneminde bizzat devletin Patrikhaneye yaklaşımı birbirinden
oldukça uzaktır. Her şeyden önce Patrikhane bir Osmanlı kurumudur ve patrik bizzat
"Osmanlı"dır,
ona Bizans döneminde
olmadığı kadar geniş yetkiler verilmesinde
devlet hiçbir zaman birbeis
görmemiştir.
Benzer şekilde, O~manlı geçmişinin
önemli bir parçası olan Balkanlarda
da tarihçilik
yakın zamana kadar ulusal
propaganda
aracı olmaya devam etmiş ve "Osmanlı"
farklı bir dine mensup,
yabancı,
zalim, köleleştirici,
kendilerini
İslamıaştırmaya
çalışan,
reddedilmesi
gereken yabancı bir unsur olarak sunulmuştur.2
Mesela, Bulgar tarih yazıcılığı,
çoğunluğu
uluslaşma
sürecinde
oluşturulan
stereotipleri
yeniden
ve sürekli
evrimleştirerek
1990'lara
kadar "Osmanlı"yı
olumsuzlama
yoluna
gitti, son
zamanlarda
ise romantik tarzda da olsa Osmanlı kimliğini tekrar yorumlamaya
i Bu bağlamda şu eserler zikredilebilir: Kılıçbay (1990: 46-56);
Ağca (1993: 77-87); Eldem
(1995: 7-33); Deringi! (1995:7-33); Timur (1995:7-33), Timur (1998); Ortaylı (I999a: 77-85;
Ortaylı (I999b: 21-27); Ali Kırca ile Siyaset Meydanı (27 Ocak 1999). 700. Ydında Osmanlı,
İstanbul: Sabah Kitapları, 1999.
Mehmet Ali Kılıçbay, Osmanlı kimliğinin sorgulanmasında göz önünde bulundurulması
gereken metodolojik bir perspektif çizerek, Batıda Osmanlı kimliğinin oluşumuna
değinmekte, feodalite ile tımar sisteminin mukayesesini yapmaktadır. Ona göre, Osmanlı
imparatorluğu antik imparatorluk geleneği üzerine kurulu, İran, Bizans ve İslam siyasal
geleneklerinden beslenen, fetih geleneğine dayalı statik bir toplumsal formasyona sahip bir
kimlik profili çizmektedir (1990: 46-56). Taner Timur, Osmanlı kimliğini Osmanlı yönetici
zümresinin zihni yapısı ve Osmanlıda egemen ideoloji bağlamında ele almaktadır. (geniş
bilgi için bkz i995: i 1-15; i998). Hüseyin Ağca, Osmanlı Kimliğini ideoloji bağlamında ele
almakta dil ve kültür kavramlarını ön plana çıkarmaktadır. (I 993: 77-87). Edhem Eldem ise
kimlik terimi ve mahiyeti üzerinde durmakta ve i9. yüzyıl öncesinde hatta i9. yüzyılda bile
tek bir Osmanlı kimliğinden söz etmenin mümkün olmadığı kanaatine varmaktadır. (1995:
20-24). Selim Deringil, kimlik konusunu 19. yüzyılda Osmanlı imparatorluğunun dış dünyaya
kendini yansıtış biçimi noktasında ele almakta ve Osmanlı imajı üzerinde durmaktadır (1995:
i6- i9). İlber Ortaylı ise Osmanlı kimliğini imparatorluğun doğası içinde değerlendirmektedir
(1999a:77-85; 1999b: 21-27).
2 Bu konuda eleştirel bir yaklaşım için bkz. Maria Todorova, "Balkanlar'daki
Osmanlı
Mirası", L. Cari Brown (Ed.), İmparatorluk Mirası, Balkanlarda ve Ortadoğu 'da Osmanlı
Damgası, İstanbul, iletişim Yay., 2000, 72-76
çalışıyor (Kalicin 1994: 22-27; Jelyazkova 1995; Danova-Dimova-Kalitsin
1995;
Mestan 2001, 2002, 2003).
Osmanlı resmi ideolojisi Sünni İslam'a; siyasal düşünce ve hakimiyet
anlayışı ise Antik-Yunan, İran-Hint, klasik İslam ve Bizans siyasal gelenekleriyle
Türk siyasal geleneğine dayalıdır (Ocak 1998a: 71-82; 1998b: 165). Bu anlamda,
Osmanlı
İmparatorluğu'nun,
Türk-İslam,
Bizans Balkan geleneklerinin
bir
sembiyozu olduğu söylenebilir. Osmanlı to (...truncated)