“EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT”İN BİR MEŞRÛİYET ARACI OLARAK İCAT VE İSTİHDAMI
marife, yıl. 5, sayı. 3, Kış 2005, s. 47 - 59
“EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT”İN
BİR MEŞRÛİYET ARACI OLARAK
İCAT VE İSTİHDAMI
Ejder OKUMUŞ
PRODUCTION AND APPLICATION OF THE "AHL AS-SUNNAH WA AL-JAMA'AH"
AS AN INSTRUMENT OF LEGITIMACY
“Ehlu’s-Sunne ve’l-Cemâ’a” (The Ahl as-Sunnah wa al-Jama'ah - the Community of
Tradition and Congregation) is a concept which the present powerful and sovereign
group invented and employed to validate their presence, to support, to justify, namely to
legitimatize their religious, social and political reality. So, from 73 sect stated in a hadith
does it come out that the Community of Tradition and Congregation, the Saved Sect
(Firqatun-Najiyah) was created or produced as an instrument of legitimacy.
This study tries to investigate the meaning contents of production of the Ahl asSunnah wa al-Jama'ah as an instrument of legitimacy from the social, political and cultural viewpoint. In the study, the matter is considered in its sociological dimensions and an
understanding approach, and with determinations, descriptions and interpretations.
GİRİŞ
“Ehlu’s-Sunne ve’l-Cemâ’a” kavramsallaştırmasının siyasal, itikâdî, tarihsel,
sosyal ve kültürel temelleri bilinmektedir. “Sünnet ve Cemaat Mensupları” anlamında
bu isim, güçlü ve hâkim grubun, çoğunluğun desteğini almak, kendi varlık zeminini
sağlamlaştırmak, kendi varlığını çoğunluk katında geçerli kılmak, kendi dinsel, sosyal
ve siyasal gerçekliğini desteklemek ve haklılaştırmak, yani meşrûlaştırmak için üretip
icat ettiği bir kavramdır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat işaret etmektedir ki, İslam
toplumunun ana bünyesi veya çoğunluk “Sünnet” üzere birleşip bütünleşerek
“cemaat”i teşkil etmektedir. O halde egemen çoğunluk Sünnet’te birlik oluşturan
cemaat, bu çoğunluğa dâhil olmayanlar ise ehl-i firkat, mübtedia, ehl-i ehva, firak-ı
dâlle, ehl-i dalâl, itizalci, ayrılıkçı, tefrikacı, zındık sıfatlarıyla ana dinî bünyeden
ayrılmış sapık grup, ehl-i bid’a veya örneğin Tahavî’nin ifadesiyle1 “Sünnet ve
Cemaat’e muhalefet eden reddiye mezhebi” olmaktadır2 Ehl-i Sünnet, çoğunluğa tâbî
Doç.Dr., Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi.
İbn Ebi’l-‘Izz el-Hanefî, Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviyye, 9. bs., el-Mektebu’l-İslâmî, Beyrut 1988, ss. 520-524.
2
Ehl-i Sünnet’e göre bu fırkaların ortak vasfı, akaid sahasında sünnet ve cemaatten ayrılması, yani Hz.
Peygamber ve Arkadaşlarının inanç sahasında izledikleri yolu terk ederek yeni icatlar peşinden gitmesi,
yani bidate düşmesidir. (Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmine Giriş, 2. bs., Damla Yay., İstanbul 1985, s. 152)
1
48
Ejder Okumuş
olmayan bu “ayrılıkçı” grupların, bu bid’at ehlinin yerilmesi konusunda icma’
etmiştir.3
“Hadîs” olarak gelen bir rivayette4 ifade edilen 73 fırkadan tek “Fırka-i Nâciye”
olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in iki temel ayağı vardır: Biri, Sünnet, diğeri ise Cemaat.
Bu kavramsallaştırma, Müslümanların Sünnet ve Cemaat’e tâbî olmaları, yani
Sünnet’e uymaları ve Müslümanlar topluluğuna bağlanmaları gerektiğini, bunu
yapmayanların Cemaat’in dışında kalmaya mahkum olacaklarını ifade etmektedir.
İslam toplumu, Hz. Peygamber’den sonra, özellikle de Hz. Osman’dan itibaren
ciddi bir değişim sürecine girmiş, Hz. Ali’nin hilafet zamanlarından itibaren başta
Havaric ve Şia (Ravafiz) olmak üzere çeşitli siyasî-dinî akımlar ortaya çıkmış,
fetihlerle farklı kültür ve din mensuplarının İslamlaşmaları sonucunda çeşitli inanç,
düşünce, yorum ve kültür unsurları İslam toplumuna girmiş, Mutezile varlık
sahnesindeki yerini almış, kelam ilmi ortaya çıkmış, Kaderiye, Cebriye, Mürcie,
Cehmiyye ve Müşebbihe gibi akımlar oluşmuş ve nihayet Ehl-i Sünnet neşvünema
bulmuştur. Belki bunlardan bir kısmıyla Ehl-i Sünnet ekolünün oluşumunda yatay ve
dikey düzlemde paralellikler de vardır. İslam’ın ana bünyesi Ehl-i Sünnet ve Cemaat
tarafından oluşturulmuş, dışarıda kalanlar ise, merkezin dışında kalmak itibariyle
marjinalleştirilmiş, öteki olarak damgalanmıştır. O halde Ehl-i Sünnet ve Cemaat, bir
yönüyle bütünleştirici, başka bir yönüyle de marjinalleştirici bir boyuta sahiptir.
Bu çalışmada Ehl-i Sünnet ve Cemaat kavramının bir meşrûiyet aracı olarak
icat edilmesinin anlam içerikleri, dinsel, sosyal, siyasal ve kültürel açıdan ele alınmaya
çalışılmaktadır. Ehl-i Sünnet ve Cemaat kavramsallaştırması, öyle bir ilişki biçimi
geliştirmiştir ki Said b. Cübeyr’in şu ifadesi bunu iyi ortaya koymaktadır: “Benim için,
tam anlamıyla fâsık bir Sünnî ile dostluk, ibâdetlerine düşkün, ama bid’atçı olan
biriyle dostluktan daha iyidir.”5
Çalışmada konu, sosyolojik boyutlarıyla ve anlamacı bir yaklaşımla incelenmekte, tespit, tasvir ve yorumlarla ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Makalede Ehl-i
Sünnet ve’l- Cemaat’in meşrûluğunu sorgulamak ve tartışmak gibi bir yaklaşım
3
Ebu’l-Hasen el-Eş’arî, Usûlu Ehli’s-Sunne e’l-Cemâ’a, byy., ty., ss. 103-104
Tirmizî, 1292: 2/107; İbn Mâce, 2/1321, 1322. İftirak Hadisi olarak da bilinen Hadis’in Türkçe anlamı
şudur: “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Bunların biri hariç hepsi cehenneme girecektir. Fırka-i Nâciye
(Kurtulan Fırka) benim ve ashabımın yolunu takip eden fırkadır.” Bu bağlamda örnek olması bakımından
Şehristanî’nin konuyla ilgili yaklaşımından bir kesit sunmak faydalı olabilir: “… Dinî olmayan grupların
(ehlü’l-ehvâ) düşünceleri bilinen bir sayıyla sınırlandırılamaz. Dinî grupların (ehlü’d-diyânât) mezhepleri
ise bu konuda varid olan haberin hükmüyle sınırlandırılmıştır: Mecusiler yetmiş fırkaya, yahudiler
yetmiş bir fırkaya, hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrılmış ve müslümanlar da yetmiş üç fırkaya
ayrılacaktır. Onlardan ebediyen kurtuluşa erecek olan sadece bir fırkadır, zira birbirine karşı olan iki
hükümden biri sıdk, diğeri kizb olarak taksim edilir. Her aklî meselede bir doğru bulunduğuna göre,
bütün meselelerde doğrunun (hakkın) bir fırkaya ait olması gerekir. Ancak bizim sem’ ile öğrendiğimiz bu
hususu Kur’an şöyle belirtmiştir: “Yarattıklarımızdan daima hakka götüren ve hakkıyla adaleti yerine
getiren bir topluluk bulunur.” (7/Araf, 181) Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Ümmetim yetmiş üç
fırkaya ayrılacak, onlardan biri kurtuluşa erecek, diğerleri helak olacaktır.” “Kurtuluşa erecek kimdir?”
diye sorulduğunda, Hz. Peygamber, “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat” demiş, “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat
kimdir?” diye sorulduğunda da, “Bugün benim ve ashabımın yolunda bulunanlar” diye cevap vermiştir.
Ayrıca O (s) “Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar hep hak üzere olacaktır” ve “Ümmetim dalâlet
üzerinde ittifak etmez” buyurmuştur. (Muhammed b. A. eş-Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal, c. 1, Dâru’lKütübü’l-‘Ilmiyye, Beyrut ty., ss. 4-5-Türkçe’si: M. Öz., İslam Mezhepleri, Ensar Neşriyat, İstanbul 2005)
5
E. Rûhi Fığlalı, Çağımızda Îtikâdî İslâm Mezhepleri, 3. bs., Selçuk Yay., Ankara 1986, s. 54.
4
“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”in Bir Meşrûiyet Aracı Olarak İcat ve İstihdamı
49
sergilemek amaçlanmamakta, sadece bu meşrûiyetin nasıl elde edildiği ve sonuçlarının
neler olduğu ele alınmaktadır.
BİR MEŞRÛİYET ARACI OLARAK EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMÂAT
Sosyal gerçekliğ (...truncated)