SAİD NURSİ’NİN BİR ERDEM OLARAK ADALET ANLAYIŞI
Katre • Yıl: 2018 Sayı: 6
SAİD NURSİ’NİN BİR ERDEM OLARAK
ADALET ANLAYIŞI
K. Ali KAHVECİ1
Öz
Düşünce tarihinde adalet, erdemler listesinin değişmez bir maddesi olarak en başlarda yerini almıştır. Dolayısıyla adalet kavramı Nursi’nin ele aldığı en önemli evrensel değerler arasında bulunur.
Bu çalışmada Nursi’ye göre adaletin kaynağını temel olarak
dinin oluşturduğunu, gücünü buradan aldığını göstermeye çalışacağız.
Batı ve İslam ahlakında adalet, hikmet, iffet ve şecaat ortak olarak bilinen dört temel erdemlerdendir. İşte adalet, diğer üç erdemin ortalamasıyla gerçekleşendir. Yani adalet, her konuda ifrat ve tefritten uzak
durarak orta yolu takip etmektir.
İlahi bir erdem olarak bilinen adalet aynı zamanda Allah’ın en
başta gelen niteliklerindendir. Adeta bütün esma ondan türemiştir. Bu
anlamda adalet en merkezi kavramdır. Bu çalışmamızda adalet erdemi
üzerinde daha çok duracak ve onun kâinatta, insanda ve beşeri münasebetlerdeki tezahürlerini göstermeye çalışacağız.
Anahtar kelimeler: Allah, Din, Adalet, Erdem, Said Nursi
1 Dr., Din Felsefesi, .
5
Said Nursi’nin Bir Erdem Olarak Adalet Anlayışı / K
. Ali KAHVECİ
Abstract
On Said Nursi’s Sense of Justice as a Virtue
Throughout the history of intellectual thought, the concept of
“Justice” has always been considered as the unchanging item on
the list of virtues. The virtue of Justice was also taken by Nursi as
one of the most important universal values.
In this study we try to show that according to Nursi, religion is
the source of Justice and thus the power and authority of Justice
and Virtue is drawn from the religion of Islam.
Justice, wisdom, chastity and courage are four fundamental
moral principles commonly known both in the western world and
in Islam. However justice is realized as an average of the other
three principles. That is to say justice is to follow the middle way
and avoid the extremes “ifrat” (excess) and “tefrit” (deficiency).
The moral virtue of Justice is known as one of the loftiest attributes enacted by God. Almost all of the Divine Names “esma” are
derived from Justice. In this article we will mainly concentrate
on this concept and try to understand its effects on the universe,
human beings and human relations.
Keywords: God, Religion, Justice, Virtue, Said Nursi
1. Giriş
“Dinin özü ahlaktır”2 diyen Kant’ın (ö.1804) düşüncesine paralel
olarak Nursi’ye göre kâinat ağacının meyvesi olan insanın en kâmili, en
erdemlisi ve adalet timsali ‘seçkin kul’ peygamber Hz. Muhammed’dir.
Zira “Onun ahlakı Kur’an’dı”3 sözü O’nun için söylenmiştir.
2 Immanuel Kant, Lectures on Philosophical Theology (İng. çev. A.W. Wood ile G.
M. Clark) adlı eserin ‘Giriş’ kısmıdır (s.21-42), trc. Mehmet Sait Reçber,“ Felsefi
Teolojiye Giriş”, Felsefe Dünyası, 2, sy.40, (2004), 156.
3 Ahmed b. Hanbel, Müsned 5:163. Aynı anlama gelen diğer rivâyetler için bk.
6
Katre • Yıl: 2018 Sayı: 6
İnsan fiillerinde esas olan ahlakçılara göre daima itidal/orta
yol’dur. Orta yol geleneğinin Müslüman filozof ve teologlar arasında
en önemli temsilcisinin İbn Miskeveyh (ö. 1030) olduğu kabul edilir.
O da “Tehzibu’l Ahlak” adlı kitabıyla bu konuyu en önce dile getiren
Aristo’nun (m.ö. 322) düşüncelerini kendi yorum ve katkılarıyla İslam
dünyasına sunmuştur.4
Bu gelenekten gelen yaklaşımı benimseyerek sürdüren Said Nursi
(ö. 1960) için de ahlak, orta yol demektir. Sırat-ı müstakim ise, şecaat,
iffet ve hikmetin karışımından çıkar. Bu karışımın son hali de adalettir. Bütün bu faziletlerin bilfiil göründüğü kişi ise Hz Muhammed’dir.
Adalet erdemine geçmeden insanın ahlaki fiillerinin kökeninde var olan
kuvvelere bir göz atmak yerinde olacaktır.
2. Ahlakın Kaynağı Olarak Nefiste Bulunan Kuvveler
Başta Eflatun’un (m.ö. 347) felsefesine uygun olarak insanın ahlâkî fazilet ve reziletlerine temel teşkil eden üç güce sahip olduğundan
hareketle ve tasavvuf geleneğinde kimi mutasavvıfların insan nefsiyle
ilgili ileri sürdükleri yaklaşımlara benzer şekilde Said Nursi, insanda
yerleşik olan ve ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvenin olduğundan söz
eder. Bunlar; kuvve-i şeheviyye, gazabiyye ve akliyyedir.5 Nursi’ye
göre insandaki ‘şehvet’ kuvvesi, menfaatli şeyleri almak için ona verilmiştir. Bu şehvet hissi, temelde cinsel arzu, yemek, içmek, uyumak
ve konuşmak gibi faydalı şeyleri alma ve elde etme gücü içindir. Ancak
bu gücün üç derecesi vardır. Tefrit (negatif aşırılık) derecesi ‘humud’
denilen şehevi şeylere karşı isteksizliktir. Böyle bir kişi, harama karşı
Müslim, “Müsâfirin”, 39; Ebû Dâvud, “Tatavvu”, 26; Nesâî, “Kıyâmu’l-leyl”, 2; Dârimî, “Salât”, 165; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5:54, 91, 188, 216.
4 İbn Miskeveyh, Ahlakı Olgunlaştırma, trc. A. şener, C. Tunç, İ. Kayaoğlu, (Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.,1983), 23, 24.
5 Bediüzzaman Said Nursi, İşarât-ül İ’caz, trc. Abdülmecid Nursi, (İstanbul: Sözler
Yay., 1978), 24; Krş. Gazali, Mîzânü’l-Amel, terc. Abdullah Aydın, (İstanbul: Aydın
Yay.,1971), 46; Eflatun, ruhun üç parçasının olduğundan söz etmektedir; bkz. Eflatun,
Devlet, IV, trc. Tuba Öztürk (İstanbul: Akvaryum Yayın., 2008), 120, 122.
7
Said Nursi’nin Bir Erdem Olarak Adalet Anlayışı / K
. Ali KAHVECİ
şehvetli olmadığı gibi helallere karşı da iştahlı değildir. İfrat (pozitif
aşırılık) derecesi ise, helal haram demeden aşırı şekilde şehvetine düşkün olmaktır. Böyle bir kimse namusları ayaklar altına alma istidadındadır. Orta mertebe olan vasat derecesi ise, iffetliliktir. Kişinin helaline
karşı şehveti varken, harama karşı iştahsız olur.6
Yani, şehvetin tefriti adeta cinselliğin yok edilmesi, bitkisel bir
hayat düzeyi; ifrat düzeyi ise, şehvetperestlik, kalbi ve akli tüm insani
duygularının kaybolması; vasat düzeyi de iffetliliktir. Dolayısıyla Said
Nursi, iffeti, sadece cinsel noktada değil; yemek, içmek, uyumak, konuşmak, bakmak vb. gibi insanın her şeyde ölçülü olması anlamında
en geniş şekliyle ele almıştır. Bu anlamda iffet, kendini kontrol etme
kabiliyetidir.
İnsandaki ‘gazap’ kuvvesi de zararlı şeyleri uzaklaştırmak için
verilmiştir. Bu eğer İslâm dininin sağlam inanç esaslarıyla dengelenmezse ya her şeyden korkmak ya da hiçbir şeyden korkmamak gibi
aşırılıklar ortaya çıkarabilir. İkisi de birey ve toplumun ahlaki hayatını
bozacak durumlardır. Bunun tefrit derecesi, korkaklıktır ki, olur olmaz
şeylerden korkarak hayatı kendisine zehir eder. İfrat derecesi ise, maddi
ve manevi hiçbir şeyden korkmama hissi veren aşırı öfke halidir. Ama
bu kuvve dengelendiğinde ‘şecaat’ dediğimiz bir fazilet meydana gelir.
Bu durumda insan kimseye haksızlık yapmaz. Denebilir ki, bütün zulümler bu türlü kötü ahlaki bir hissin ürünüdür. Vasat mertebesi, şecaat
denilen kahramanlıktır.7
Nursi’ye göre, ‘kuvve-i akliyye’ ise, iyi ve kötüyü birbirinden
ayırt etmek için verilmiştir. Eğer insan, İslâm dininin sağlam inanç
esaslarıyla dengelenmezse o zaman ya ahmaklık ya da ‘cerbeze’ ortaya çıkar. İnsanın hiçbir şeyden anlamaması demek, insanî yetilerini
6 Nursi, İşarât-ül İ’caz, 24; benzer yaklaşımlar için ayrıca bkz.,Gazzâli, İhyâu Ulûmi’d-Din, trc. (...truncated)