ANADOLU AHİLİĞİNİN TEŞEKKÜLÜNDE
ANADOLU AHİLİĞİNİN TEŞEKKÜLÜNDEKİ ROLÜ
AÇISINDAN FÜTÜVVET HAREKETİ ve TARİHİ
Futuwwa Movement and Historical Role in Formation of
Anatolian Akhism
Mikail Bayram1
Öz
Anadolu Ahiliğinin Türklere has bir kuruluş olduğu, konu ile
uğraşan bütün araştırmacıların kabul ettiği bir husustur. Menşei
bakımından Türk kültür ve zevkinin eseri olmakla beraber, Abbasi
Halifesi en-Nasır li-Dinillah’ın kurduğu ‘Fütüvvet Teşkilat’ına bağlı
olarak kurulduğu ve bir teşkilat haline geldiği de bir vakıadır. Tarih
boyunca Ahi tüzük ve yönetmenliklerinin ‘Fütüvvetnâme’ diye adlandırılması ve bu fütüvvetnâmelerin Anadolu Ahiliğinin ortaya
çıkmasından önce yazılan fütüvvetnâmelerden, özellikle de 34. Abbasi Halifesi en-Nasır li-Dinillah’ın (1180–1225) Şeyh Şihabü’d-Din
Ebu Hafs Ömer es-Sühreverdi’ye (632–1235) düzenlettirmesi bunu
gösterir. Bu bakımdan Anadolu Ahi Teşkilatı’nın nasıl kurulduğunu
ve nasıl bir siyasî, sosyal ve kültürel ortamda teşekkül ettiğini anlayabilmek için fütüvvet harekâtı ve tarihi gelişimi üzerinde bir nebze durmayı gerekli buluyoruz.
Anahtar Kelimeler: Ahilik, Fütüvvet, Anadolu
Summary
The fact that the Anatolian Brotherhood (Akism) is an institution unique to Turks, a subject accepted by all researchers involved. Although the terms of the origin of the work of Turkish culture
and pleasure, ıt is also a fact that the Abbasi Caliphate was founded
1
Prof. Dr. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Emekli Öğretim Üyesi
Mikail Bayram
and became an organization under the umbrella of the "Futuwwa
Organization" established by the Nasir li-Dinillah. Throughout history, the Akism statutes and directives called 'Futuwwa-name' and
these futuwwa-names written before the emergence of the Anatolian Akism, especially during the 34th Abbasid Caliphate en-Nasir
li-Dinillah (1180-1225) with the help of the Sheikh Shihab'd-Din
Ebu Hafs Ömer es-Suhreverdi (632- 1235) indicates this. In this
respect, we find it necessary to stop a little bit on the operation of
Futuwwa and its historical development in order to understand
how the Anatolian Akism Organization is formed and how it is formed in a political, social and cultural environment.
Keywords: Akhism, Futuwwa, Anatolia
1-Fütüvvet’in Tarifi
Fütüvvet, mastar anlamında Arapça bir kelimedir. Cömert,
yiğit, delikanlı, gözü pek gibi anlamlara gelen ‘feta’ (çoğulu fityan)
kelimesinden türemiş olup; ahlaki ve insani üstün meziyetlerden
olan kahramanlık, hak ve hukuka riayet etmek, fazilet icaplarını
yerine getirmek, güzel huylu, feragat sahibi olmak ve gücüyle başkalarına yardıma koşmak, bağışlayıcı olmak ve nihayet Allah yolunda nefsini hakir tutmak gibi anlamlar taşır. Bu yüksek meziyetlere sahip olan ‘feta’ ideal insan tipidir.
Her devirde ve her toplumda mahiyetleri farklı olmakla beraber bir kahramanlık ülküsü ve üstün insan olan kahraman düşüncesi mutlaka vardır. İslam’ı din olarak kabul eden milletlerdeki
kahramanlık ülküsüne ‘fütüvvet’, bu ülküyü taşıyana da ‘feta’ denmiştir.2 Fakat tarih boyunca İslam dünyasında bu ideal insan anlayışının mahiyet değiştirdiği, yeni boyutlar kazandığı görülür. Tabii
2
M. Fuat Köprülü’nün Ahilik ile ilgili çalışmalarından sonra Ahiliğin Türklere has bir
Fütüvvet tarzı olduğu genel olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Neşet Çağatay da ‘’Bir Türk
Kurumu Olan Ahilik’’ adlı eserinde bu hususu yeterince açıklamıştır.
52
Anadolu Ahiliğinin Teşekkülündeki Rolü Açısından Fütüvvet Hareketi
bunda en önemli etken farklı kültürel ortamların doğması, siyasî
şartların değişmesi, dinî anlayış ve düşüncedeki farklılaşmadır.3
2-Fütüvvetin Kısa Tarihçesi
a- Birinci Devre
Cahiliye çağı Arap toplumunda ‘feta’ hem cömert, misafirperver, yardımsever, hem de asalet ve şecaat sahibi yiğit kişiyi ifade
ederdi. Şecaat ve sahavet gibi iki meziyeti bulunan bu üstün insan
Arap toplumunda takdir edilen, saygı gören, övülen, dillere destan
olan kişidir. Cahiliye çağı insanı, insanların veya çevresinin takdirini kazanmak ve şöhret sahibi olmak için cömertçe davranışlarda
bulunurdu. Burada tabii şahsi menfaat sağlama gayreti gayedir. Bir
ülkü söz konusu değildir.
Kur’an-ı Kerim’de ‘feta’ kelimesi birkaç defa geçmekte, her
defasında sadece yaş bakımından genç adamı ifade etmektedir.
Fakat İslam’da da sahavet ve şecaat iki makbul meziyettedir. Cahiliye devrinde sahaveti ile ün yapmış olan Hatem et-Tai’nin bu meziyetinin Hz. Peygamber tarafından övülmesi, onu sahavet bakımından Müslümanlar tarafından örnek alınması gereken bir insan kılmıştır. Tarih boyunca fütüvvet mesleği için sahavet bakımından
Hatem et-Tai, şecaat bakımından da Hz. Ali örnek gösterilmişlerdir.
‘La Feta İlla ‘Ali’(Yiğit ancak Ali’dir.) sözü darb-ı mesel haline gelmiştir.
Şecaat ve sahavet İslam dininde iki üstün meziyet olarak
kabul edilmiş olmakla beraber, İslam’ın ortaya koyduğu Arapça
‘İsâr’, Türkçe ’de ‘’diğerkâmlık’’ diyebileceğimiz bir başka ideal kahraman anlayışı vardır ki, Kur’an-ı Kerim’de İsâr sahibi kişi üstün
insan tipi olarak gösterilir.4 Bu insan başkasını kendi nefsine tercih
eden, korkusuz, güçlüklere göğüs geren, sabırlı, inancı bütün, Allah
yoluna sıdk ile kendini adayan, yolunda seve seve canını veren,
53
3
Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Ankara 1974, s.28-48
4
Kur’ân-ı Kerim, 59/9.
Mikail Bayram
dünya hayatını hiçe sayan, her türlü gösteriş ve menfaat duygusundan uzak, sadece Allah rızasını gözeten kişidir. İlk Müslümanlar
arasında bu vasıflara haiz ideal kahramanların sayısı gayet çoktur.
Gerçekten bu anlamda üstün kahramanlıklar göstermişlerdir. Bu
yüzden de Kur’an-ı Kerim’de onlar hakkında övgüler bulunmaktadır.
İslam dininin ortaya koyduğu bu ideal kahramanlık anlayışı,
cahiliye çağı insanının fütüvvet (yiğitlik) ruhu ile kaynaşması, ilk
Müslümanlardaki cihat ruhu ve mücadele azminin doğmasını gerçekleştirmiştir. İlk Müslümanlardaki bu mücadele ruhu ve cihat
aşkı 30-40 sene gibi kısa bir zamanda İspanya’dan Hindistan’a kadar olan ülkelerin fethi ve İslam’ın bu ülkelerde sür’atle yayılması
sonucunu doğurmuştur. İlk Müslümanların bu kahramanlık anlayışının eseri olduğu kadar, cahiliye Araplarının mütehammil, sabırlı,
ağır çöl şartlarının doğurduğu zorluklara karşı direnme azim ve
iradesi, macera düşkünü olmalarının da payı büyüktür. Bu dönemde fütüvvet daha çok askeri ve idari bir mahiyet arz etmekte ve
İslam’ın ilk iki asrına inhisar edilebilir.
İslam öncesi Arap toplumunda sulh ve sükûnu korumayı,
haksızlıkları önlemeyi gaye edinen ‘Hilfu’l-fuzul’ adıyla anılan bir
teşkilatın (erdemli insanlar ittifakı) mevcut olduğu bilinmektedir.
Toplumdaki itibarlı kişiler bu örgüte üye idiler.5 Hz. Peygamber’in
de peygamber olmadan önce bu teşkilata katıldığı, peygamber olduktan sonra da teşkilatın faaliyetlerini övdüğü rivayet edilir.6
Şüphesiz toplumdaki haksızlıklarla mücadele etmek, sulh ve
sükûnu muhafaza maksadıyla savaşmayı göze almak, yiğitlik ve
fedakârlık isteyen bir iş, âlicenaplıktır. Bu bakımdan ‘Hilfu’l-fuzul’,
fütüvvet (yiğitlik ve kahramanlık) duygusunun cahiliye çağında
Hicaz bölgesinde bir teşkilat hüviyeti almış (...truncated)