Ekonomik ve Sosyal Konseyin Kurumsal Yapısı ve İşlevleri
17
Prof. Dr. T. DERELİ*
Ülkemizde Endüstri ilişkilerini daha sağlıklı bir temele oturtabilmek İçin başta sendi
ka hareketi olmak üzere başlıca çıkar grupları arasında işbirliğini geliştirecek, danışma ve
katılmaya dayalı bir Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulması olanakları tartışılmaktadır. Ko
nu, dünyada özellikle 1970'Jerin petrol krizlerinden sonra yeniden önem kazanmış, sanayi
leşmiş bazı demokratik ülkelerde bu doğrultuda deneyimler yapılmıştır. Siyaset Bilimi ve
Endüstri İlişkileri literatüründe genellikle neo-korporatizm, demokratik korporatizm, çı
karların uzlaştırılması (interest intermediation), işbirliği mekanizmaları (concertative mec
hanisms) gibi adlarla anılan bu gönüllü girişimlerin popülerliği 1980'lerin sonlarından itiba
ren giderek azalmış, bazı Batı ülkelerinde bu mekanizmalar terkedilmiştir. Bununla beraber,
bu amaçla kurulmuş konsey ve kurumlar bazı ülkelerde varlıklarını sürdürmektedir.
Konu memleketimizde daha önceki dönemlerde de zaman zaman ortaya anlmış ol
makla beraber, sorunun son birkaç yıldır ve bir önceki hükümet döneminde de yeniden aktü
el hale geldiği görülmektedir. Aşağıdaki paragraflarda önce diğer ülkelerdeki neo-korpora
tizm deneyimleri açıklanacak, sonra bunlara dayanılarak bu alanda başarı şansım attıran fak
törlerin memleketimizde ne Ölçüde mevcut olduğu tartışılacak, nihayet son bölümde kurul
ması olası böyle bir Konsey'in ne gibi özellikler taşıması gerektiği üzerinde durulacaktır.
(*)
I.Ü. iktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
18
I, Neo-Korporatizm ve Çeşitli Ülke Deneyimleri
A, Neo-Korporatizm
II. Dünya Savaşından sonra ve özellikle 1960'Iarda ve 70'lerde bazı liberal demokra
silerde hükümetlerle kapital ve emeği temsil eden başlıca çıkar gruplarının önderleri arasın
da temsilî ve iştişarî birtakım sistemlerin kurulduğu görülmüştür. Örgütsel ve siyasal çıkar
ların uzlaştrnlmasına ve uyuşmazlıkların çözümüne yönelik bu sistemler, plüralist ve
klâsik-liberal endüstriyel ilişkilerin yerine giderek merkezî, kurumsallaşmış ve daha eşgü
dümlü çıkar politikalarının benimsenmesini öngörmüştür. Neo-korporatist deneyimlerin
geçici de olsa nispî başarısını sağlayan bazı faktörler şunlardır :
1. Çıkarların üniter ve oldukça merkezî temsiline dayanan sistemlerin ve bu amaçla
örgütler içinde ve arasında parçalı olmayan, merkezci karar mekanizmalarının varlığı.
2. Merkezî örgütlerin, karşüıklı yükümlülüklerini yerine getirebilmek ve kamu poli
tikaların (genel olarak ekonomik plânlamaya ve özel olarak da gelirler politikalarına) katıla
bilmek için, üyeleri üzerinde yeterli bir sosyal kontrole sahip olmaları.
3. Sendikacılığın örgüt yapısının dağınık ve parçalı değil, sanayi (işkolu) sendikacılı
ğına dayalı, merkezî bir görünüme sahip bulunması.
4. İşçi ya da Sosyal Demokrat partilerin iktidarda bulunması. Bu çeşit partilerin sen
dika hareketi ile tipik kurumsal bağlan, üye tabanlarının iç içe geçmesi ve birbirleriyle ideo
lojik ilişkileri neo-korporatist deneyimlerin başarı şansını arttırmaktadır. Bu partilerin ken
dilerine sâdık sendikalarla ortak bir "consensus" sağlamaları nisbeten kolay olmaktadır. Bu
nun prorotip bir örneği Avusturya'dır; zıddı ise, ileri derecede ademimerkeziyetçi yapıdaki
A.B.D. sistemidir. (Lehmbruch, G. ve Schimitter, P.C., Pattarns of Corporatist Policy-ma
king, Beverly Hills, Calif: Sage, 1982).
Devletle emek ve kapitalin tepe örgütleri arasındaki bu çeşit bir işbirliğinin amacı,
esas itibariyle Keynesian refah devletinin çeşitli sorunlarını çözmek olmuştur. Bunlar ara
sında nispî bir fiyat istikrarının sağlanması, gelirler politikası ve sendikaların ücret artışların
belli göstergelere göre sınırlandırmaları yoluyla gelir dağılımının düzeltilmesi, dengeli bir
ekonomik büyüme, makro-ekonomik slabilizasyon ve tam istihdamın muhafazası sayılabi
lir. Özgür toplu pazarlığa müdahalenin şiddet ve derecesi ise ülkeden ülkeye değişmiştir. Öte
yandan, hükümetler de taraflara, katkıda bulundukları sosyal entegrasyon ve işbirliği karşı
lığında belirli Ödünler vermişlerdir. Bu siyasal alışverişler, diğer bir deyişle zımnî ve bazen
hattâ açık toplumsal anlaşmalar i . taraflara ve özellikle sendikalar daha ileri kanlım ve birlikte-yönetim (co-management) haklarının verilmesini, 2. belirli sosyal politika taleplerinin
yerine getirilmesini (örneğin istihdam güvencesinin sağlanmasını ve özerlikle refah devleti
nin genişletilmesini) ve 3. siyasal alışveriş sürecini etkileme olanaklarının arttırılmasını
sağlamışlardır.
Neo-korperatizmin genel sonucu, sendikaların güçlenmesi olmuştur. Gerçekten sen
dikalar siyasal sistem içinde resmi bir statü ve prestij kazanmışlar, hükümetleri etkileyerek
"bu yeniden yapüanmış iktidar dağılımı içinde sosyal ortaklar olarak ulusal politikalann şe-
19
killenmesinde önemli roller oynamışlardır" (Pizzorne A., Political Exchange and Collective
Idintity in Industrial Conflict, 1978, The Resurgence of Class Conflict in Western Europe
since 1986, C. Crouch ve A. Pizzorne (eds) vol.2, Comparative Analysis, pp. 278-98, Lon
don: Holmes and Meier)
B. Neo-Korporatist Model ve Piyasa Modeli
Endüstriyel ilişkilerin 1970'lerdeki ve 80'lerdeki ekonomik şoklara tepkisi her ülke
de kendine özgü karakteristikler taşımışsa da, karşılaştırmalı açıdan bazı genellemeler yap
mak mümkündür. Thompson ve Juris'e göre, son yirmi yıl içinde tarafların ve hükümetlerin
endüstri ilişkilerinde izledikleri politikalar, tahlil amacıyla bir doğru üzerinde iki kategoriye
sokulabilir. Doğrunun bir ucunda neo-korporatist endüstriyel ilişkiler, diğer uçta ise "piya
sa" endüstri ilişkileri modeli yeralmaktadır. (Thompson, M. ve Juris, H.A., "The Response
of Industrial Relations to Economi Change", Industrial Reluticts i a Dacade of Economic
Change", içinde, Medison, Wibeonsin, 1985, ss. 393-407.
Neo-korporatist bir sistem başlıca çıkar gruplarının, yani işçilerin, işverenlerin ve
bunların Örgütlerinin ve ayrıca hükümetin temel ekonomik ve sosyal politikalarda görüş bir
liğinde olmaları esasına dayanır. Çıkar gruplarının kamu politikalarının belirlenmesine ka
tılmaları demokratik toplumların bir özelliğidir; bu nedenle, yalnızca danışma mekanizma
larının varlığı mutlaka neo-korporatist bir sistemin mevcut olduğunu göstermez. Neo-korporatizmde tararlar arasında zaman zaman yapılan temaslardan daha fazlası, devamlı nite
likte ilişkilerin varlığı sözkonusudur. Neo-korporatizm, devletin ve herbiri belli bir üretici
grubun temsil eden ve üyeleri üzerinde otoriteye sahip bulunan tepe örgütlerinin kamu poli
tikası kararlarına birlikte varmaları İçin kurumsallaştırılmış bir sistemdir. Tepe örgütler,
grup çıkarlarını temsil edebilmeleri için devlet tarafından kendilerine bir çeşit tekel statüsü
sağlanmış ve politika saptama mekanizmasıyla bütünleştirilmiş, ulusal düzeydeki kuruluş¬
lardır. Bu örgütler, çıkar gruplarının normal olarak yaptığı gibi siyasi liderlere yaklaşıp on
larla temas kurmaktan çok, hükümetle devamlı ve ortak bir danışma süreci içine girerler.
Özel çıkar grupları yeteri derece güçlü iseler hüküme (...truncated)