KITAP İNCELEMESI: AVUSTURYA'DA DIN-DEVLET İLIŞKILERI VE İSLAMOFOBIA
Cilt-Volume: 3 | Sayı-Issue: 2 | Sayfa-Page: 1017-1019 | Güz-Fall | Yıl-Year: 2018
IBAD, 2018; 3(2):1017-1019
Geliş tarihi/First received: 14.08.2018
Kabul tarihi/Accepted: 17.08.2018
Kitap İncelemesi: Sinan Ertuğrul (ed.) (2014). Avusturya’da Din-Devlet İlişkileri ve
İslamofobi. İstanbul: Pınar Yayınları, 2014. 120 s. ISBN: 978-975-352-383-7
Burak ÖZDEMİR1
Avusturya’da Din-Devlet İlişkileri ve İslamofobia kitabı Sinan Ertuğrul tarafından
yazılan “Avusturya’da Din ve Devlet İlişkileri”, Tarkan Tek tarafından kaleme alınan
“Avusturya’da İslam ve Müslümanlar”, Yunus Mert tarafından yazılan “Avusturya’da
İslamofobi” ve Hubert Krammer tarafından kaleme alınan “Müslümanlar Arasında” olmak
üzere 4 ana bölümden oluşan edisyon bir kitaptır. Kitabın editörlüğünü Sinan Ertuğrul
üstlenmiştir. Kitabın son bölümünde ise ek olarak “1912 Avusturya İslam Kanunu” çevirisine
yer verilmiştir.
Kitapta genel olarak din kelimesinin kökeni ele alınmış, insanlık tarihi boyunca din ve
devlet ilişkilerinin gelişimi göz önüne alınarak çok kültürlü devlet yapılarına geçişte yabancı
düşmanlığı, uyum politikaları ve yazarların bu uyum politikalarına dair gözlemlerine yer
verilmiştir. Yazarlar kaleme aldıkları bölümlerde tüm bu konuları Avusturya’daki izlenimlerine
dayanarak ve objektiflik kaygısı güderek kendi perspektiflerinden değerlendirmeye
çalışmışlardır.
Kitabın Sinan Ertuğrul tarafından kaleme alınan “Avusturya’da Din ve Devlet İlişkileri”
isimli birinci bölümünde, Avusturya’da din ve devlet ilişkileri ele alınmadan önce konunun
tarihi arka planına değinilmiştir. Bu kapsamda önce Dünya ve Avrupa’da din ve devlet
kurumlarının ortaya çıkışına değinilmiştir. Doğu’da Sümerler, Mısırlılar, Babiller döneminde
krallar aynı zamanda dini otoriteyi de temsil etmekteydi. Yazara göre İslam tarihinde Halife
önce Resulullahın halefi iken Emeviler dönemi ile birlikte Halife, Allah’ın Halifesi olarak
nitelendirilmiştir. Böylece halife aynı zamanda dini ve siyasi otorite olarak hüküm sürmüştür.
Selçuklular döneminde ise Sultanın siyasi otorite Abbasi Halifesinin ise dini otorite oluşu bu
durumun farklı bir tezahürü olarak nitelendirilmiştir Osmanlı’da Yavuz Sultan dönemi ile
birlikte bu ikilik ortadan kalmış ve hem siyasi hem de dini otorite Osmanlı’ya geçmiştir. Batı’da
ise Roma İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından Alman ve Fransızların atası olarak bilinen
Şarlman’ın Papa’nın izni ile Kutsal Roma İmparatorluğu Kayzeri ilan edilerek taç giymesi,
dünya siyasi tarihinde din-devlet ilişkileri adına önemli bir gelişmedir. Bu durum bize dünyevi
otoritenin “Kayzer”, uhrevi otoritenin ise “Papa” tarafından temsile edildiğini göstermekte ve
kayzerin dünyevi otoritesinin, uhrevi otoriteye sahip papa tarafından meşrulaştırılması ile
Kitap İncelemesi / Book Review
1 Sorumlu yazar/Corresponding Author, Türk-Alman Üniversitesi, Türkiye, ,
ORCID ID: 0000-0001-2345-6789
Doi number: 10.21733/ibad.453588
Copyright © 2016-2018 IBAD
ISSN: 2536-4642
1017
Kitap İncelemesi: Sinan Ertuğrul (ed.) (2014). Avusturya’da Din-Devlet İlişkileri ve İslamofobi. İstanbul: Pınar
Yayınları, 2014. 120 s.
Avrupa’da din ile devlet arasında kurulan bir ilişkinin ilk örneği olarak görülmektedir. Ardından
Avusturya’nın temeli olan Habsburg hanedanlığında din ve devlet ilişkilerine değinilmiş, Otuz
yıl savaşları, Westfalya Barış Antlaşması, Napolyon Savaşları ve Fransız Devrimi, 1. ve 2.
Dünya Savaşları kapsamında Habsburg Hanedanlığında din-devlet ilişkileri ve bu ilişkilerin
yansımaları detaylı şekilde irdelenmiştir. Tüm bu tarihi süreçlerin sonrasında Avusturya
Cumhuriyeti ve İkinci Cumhuriyet boyunca din-devlet ilişkileri sadece Hıristiyanlık açısından
değil, yaşanan tarihi süreçler sonucu Avrupa’da görülen çeşitli dinler de tarihsel olarak ortaya
çıkışı bakımından incelenmiştir. Bölümün sonunda ise bahsedilen tüm bu tarihi olayların
görülebileceği kronolojik cetvel ise bölümün özeti niteliğini taşımaktadır.
Kitabın Tarkan Tek tarafından yazılan “Avusturya’da İslam ve Müslümanlar” başlıklı
ikinci bölümünde Avusturya’da İslam’ın tarihi tekrar özetlenmiş ve günümüze kadar İslam’ın
Avusturya’da kurumsallaşma süreci adım adım anlatılmıştır. Avusturya’da İslam’ın BosnaHersek’in Avusturya tarafından işgal edilmesi ile başladığına değinen yazar, AvusturyaMacaristan Monarşisi içerisindeki Boşnak Müslümanların ilk defa 1882 yılında “Reisu’lUlema” kurumu altında kurumsallaştığını ifade etmiştir. 1867 yılında gerçekleştirilen anayasa
değişiklikler ile birlikte Avusturya sadece Katoliklerin devleti olmaktan çıkmış diğer din
mensuplarına da özgürlükler tanınmıştır. Zaman içinde Müslümanlarının sayısının Monarşi
içerisinde artması ile birlikte 15 Temmuz 1912 tarihinde Kayzer 1. Franz Joseph onayı ile
Hanefi mezhebine dayalı “İslam Kanunu” yürürlülüğe girmiştir. Cumhuriyet döneminde
topraklarını kaybeden Avusturya’da Müslüman nüfusu ciddi ölçüde azalmıştır fakat İslam
Kanunu yürürlükten kaldırılmamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası İkinci Cumhuriyet dönemi
olarak adlandırılan süreçte ise işçi göçüyle birlikte Avusturya’da etnik ve dini grupların
çeşitliliği artış göstermiştir. Kitabın bu bölümde ayrıca Avusturya’daki Müslümanların
demografik yapılarına ilişkin istatistik verileri yer almaktadır. Bu verilere göre 2051’de
Müslümanların Avusturya’daki nüfus oranı %18,6 civarında olacaktır. Kitabın ikinci
bölümünde ayrıca İslam’ın Avusturya’da kurumsallaşmaya başladığı mescitlerden bahsedilmiş
ve bu mescitlerden cemaatlere kadar uzanan yapılanmaya ve Müslüman Sosyal Hizmet
Cemiyeti’ne (MSS) dair bilgiler verilmiştir. Bu noktada son gelinen durumda ise 2013 yılı
itibariyle devlet tarafından tanınmış 16 cemaatten biri olan Avusturya İslam Cemaatleri Birliği
(İGFiÖ), Avusturya’daki dini cemaatler arasında en büyük kuruluşlardandır. Ayrıca yazar 100
yılı aşkın bir süredir bulunan İslam Kanunu’nun yenilenmesi gerektiğini de vurgulamıştır.
Kitabın Yunus Mert tarafından kaleme alınan “Avusturya’da İslamofobi” konulu üçüncü
bölümünde, Avrupa’da İslam karşıtlığının temel nedenlerine değinilmiş, bu karşıtlığın medya
ve siyaset üzerine yansımalarını incelenmiştir. Avusturya’da bu karşıtlığın temelinde ise
İslam’ın doğuşuyla beraber başlayan teolojik tartışmaların oluşturduğu düşünme biçiminin
yattığını belirten yazar, Hristiyanlığın İslam dini hakkındaki görüşlerinin güncelliğini
koruduğunu ve uzun yıllardır bu görüşlerin değişmemesinin Avusturya’da ‘İslamofobik’
eylemlerin oluşmasında önemli bir rol oynadığını bildirmektedir. Burada ise ‘oryantalizm’,
‘öteki’ olarak görülen Müslümanların tanımlanması ve İslam adına bir algı oluşturulması
bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu noktada medya ve siyaset alanında kurgulanan İslam
algısı, Avrupa toplumlarının Müslüman algısını büyük ölçüde etkilemektedir. Müslümanlara
yönelik artan şiddet ve ırkçı uygulamalar ise toplumlar arasındaki uyumu zorlaştırmaktadır.
Avrupa’daki Müslüman algısı sonucu oluşan ırkçı ve şiddet içerikli eylemlerin ise
Müslümanların gelecekte Avrupa coğrafyasında daha çok nüfusa sahip olacakları
d (...truncated)