Balkanlarda Abdalân Evkâfı

Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Oct 2018

There are many examples of the fact that the actors and representatives of the Babaî Rebellion, who accelerated the process of the establishment of the Ottoman Empire, in the vicinity of the first Ottoman rulers. It is understood that the contributions of Abdalan-ı Rum to the Turkification of Anatolia continued during the conquest of the Balkans. Essentially, it is known that guest groups were not separated each other by sharp lines. For this reason, dervishes with ghazi character are found, as well as representatives of a ghazi family who belong to the dervish group. The study aims at introducing the representatives of the Abdalan group in the Balkans, focusing on the lodges that have performed many functions.

Article PDF cannot be displayed. You can download it here:

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/555435

Balkanlarda Abdalân Evkâfı

VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi/ International Journal of Historical Researches, Yıl/Vol. 3, Prof. Dr. Azmi Özcan Öğrencileri Özel Sayısı/ Special Issue in Honour of Prof. Dr. Azmi Özcan By His Students ISSN: 2149-9535 Balkanlarda Abdalân Evkâfı* Vedat Turgut ** Özet Osmanlı Devleti’nin kurulması sürecini hızlandıran Babaî İsyanı’nın aktörleri ve temsilcilerinin, ilk Osmanlı hükümdarlarının çevresinde bulunduklarına dair örneklere bolca rastlanmaktadır. Abdalân-ı Rum’un Anadolu’nun Türkleşmesine olan katkılarının Balkanların fetih sürecinde de devam ettiği anlaşılmaktadır. Esasen, misafir zümrelerinin birbirleriyle keskin sınırlarla ayrılmadıkları bilinir. Bu yüzden gazi karakterli dervişlere rastlanıldığı gibi, gazi bir ailenin derviş zümresine mensûb temsilcilerine de rastlamak mümkündür. Elinizdeki çalışma, pek çok işlevi yerine getiren zaviyeler üzerine yoğunlaşarak Abdalân zümresinin Balkanlardaki temsilcilerini tanıtmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Saru Saltuk, Koyun Baba, Ali Koçi, Otman Baba, Akyazılı Baba, Balkan. Abdalân Endowments In The Balkans Abstract There are many examples of the fact that the actors and representatives of the Babaî Rebellion, who accelerated the process of the establishment of the Ottoman Empire, in the vicinity of the first Ottoman rulers. It is understood that the contributions of Abdalan-ı Rum to the Turkification of Anatolia continued during the conquest of the Balkans. Essentially, it is known that guest groups were not separated each other by sharp lines. For this reason, dervishes with ghazi character are found, as well as representatives of a ghazi family who belong to the dervish group. The study aims at introducing the representatives of the Abdalan group in the Balkans, focusing on the lodges that have performed many functions. Keywords: Saru Saltuk, Koyun Baba, Ali Koçi, Otman Baba, Akyazılı Baba, Balkan * Merhûm Babam Bahçıvan Kemal Turgut ve abdalmeşrep ruhu ve kalp gözüyle en derûnuma bir şekilde nüfuz edebilen saygıdeğer hocam Prof. Dr. Azmi Özcan’a ithaftır. Katkılarından dolayı VAKAR’a ve Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı’na teşekkür ederim. ** Doç. Dr., Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, . (ORCID ID: 0000-0001-7552-4704) (Makale Gönderim Tarihi: 16.06.2018; Makale Kabul Tarihi: 23.07.2018) Balkanlarda Abdalân Evkâfı 337 Giriş Aşıkpaşazâde’nin bahsettiği “dört misafir” tayfasından birini teşkil eden “Abdalân-ı Rum” tâbiri, gaza faaliyetlerine katılmak için Anadolu’ya gelen ve “heteredoks” olarak tanımlanan tarikat mensûplarını tanımlamak için kullanılmaktadır. Onların Osmanlı Devleti’nin inkişâfında oynadıkları rollerin abartıldığını düşünenler, bu gruplardan ilk defa ve geniş bir şekilde bahseden kişinin Aşıkpaşazâde olmasını da şüpheli bulmaktadırlar. Zira müellif, eserinde ön plana çıkartarak vurguladığı kişiler ile hem düşünce olarak bir yakınlığa, hem de onların ileri gelenleriyle kan bağına sahiptir. Bununla beraber, Aşıkpaşazâde’nin verdiği bilgilerin, bazı abartılarla birlikte tarihsel bir alt yapıya sahip olduğu da muhakkaktır. Ayrıca, bu kişilerden bahseden tek kaynak da Aşıkpaşazâde tarihi değildir. Kısacası, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu ve gelişimini sufi çevrelere endekslemek nasıl hatalı sonuçlar doğurursa, 1 bunları tamamen yok saymak da olanaksızdır . Moğol istilası ile birlikte farklı tarikatlara mensûp şeyh ve dervişlerin, gerek emniyet açısından ve gerekse fikirlerini daha kolay bir şekilde yaymak maksadıyla Anadolu’yu kendileri için müsait bir zemin olarak gördükleri ve yerleşmek için burasını tercih ettikleri bilinmektedir. Bunlardan yüksek ve gelişmiş kültür çevresinden gelenler, genellikle şehirlere yerleşmiş ve bürokraside etkin bir rol oynamışlardır. Göçebeler arasındaki tasavvufi hayatın ise, daha çok eski Türk inanışlarındaki ozanları çağrıştıran babalar vasıtasıyla basit ve sade bir anlayış biçimiyle ve Anadolu şartlarına uygun bir halk tasavvufu şekliyle yayıldığına inanılır. Türkistan’da olduğu gibi, Anadolu’da da göçebelerin dillerini kolayca anlayabildikleri bazı derviş ve şeyhleri kendilerine önder olarak kabul edip, dini bilgilerini onlardan öğrendikleri görülmektedir. Bu şeyh ve dervişlerin zâhirî ibadetler konusuna bağlılıklarını tesbit etmek, genelde toplumdan uzak bir hayat tarzına meyilli olmaları sebebiyle pek mümkün görünmemektedir. Göçebe toplumların eğitim kurumlarından uzak oluşları, onların zâhirî ibadetleri ve ibadetlerdeki ritüelleri sözlü olarak şeyhlerinden görüp-duyarak öğrenmiş olabilecekleri sonucunu doğurur. Ağırlıklı olarak, Arap-Fars kültür unsurları ile desteklenen devlet yönetiminin güç kazandıkça, göçebelere karşı menfî bir bakış açısıyla yaklaşmaya başladığı görülür. Bunun en önemli sebeplerini, İbn Haldun’un “asabiyet teorisi” ve 1 M. Fuad Köprülü, “Orta-Zaman Türk Hukukî Müesseseleri”, Belleten, II/5-6, Ankara 1938, s./p. 53-54; A. Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara: TTK Yay., 1999, s./p. 68, 79-102, 121-123; Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul: Dergah Yay., 1996, s. 42vd; M. Turgut Akpınar, Türk Tarihinde İslamiyet, İstanbul: İletişim Yay., 1994, s./p. 79, Halil İnalcık, “Aşıkpaşazâde Tarihi Nasıl Okunmalıdır?”, Söğüt’ten İstanbul’a, Haz. Mehmed Öz-Oktay Özel, Ankara: İmge Kitabevi, 2015, s./p. 127. Vedat Turğut 338 vergisini toplama konusunda çok titiz olan devlet yönetiminin tebâ’asını kontrol etme çabası çerçevesinde aramak yanlış olmaz. Bundan dolayı, Devlet ve Türkmenler arasında bir gerginlik yaşandığı bilinmektedir. Sultan Sancar’a karşı Oğuz İsyanı ve Anadolu’da Keyhüsrev’e karşı Türkmen babalarının önderliğinde gerçekleşen Babailer İsyanı buna en önemli iki örnek olarak verilebilir. Bunlardan Babaîler İsyanı’nı önemli kılan sebeplerden ilkini dini yapılanması, ikincisini ise başlarında bulunan “baba”ların sosyal ve etnik özellikleridir. Bu isyana katılanların bakiyelerinin daha sonra Osmanlı topraklarında “Abdâlan-ı Rum” ile “Bektaşî” olarak karşımıza çıkmaları ise, Osmanlıların atalarının isyanla ilgisini merak edilen konular arasına çekmektedir. Babaî hareketinin itici gücünü, Osmanlı’nın kuruluşunda da etkin bir rol oynayan Vefâilik tarikatının teşkil ettiği düşünülür. Bu tarikat, Tacü’lArifîn Seyyid Ebu’l-Vefâ Bağdâdî tarafından kurulmuş olup, Baba İlyas’ın şeyhi 2 Dede Ğarkın vasıtasıyla Anadolu’ya taşınmıştır . Dede Ğarkın’ın gerçek ismi Nu’man olup, bu ismin asil kanı işaret ettiği ve genellikle seyyidler arasında yaygın olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Batı Anadolu beyliklerinden Aydınoğulları ve Menteşeoğulları’nın atası olması kuvvetle muhtemel olan Kır Bey, yâni meşhûr ismiyle Kayır Han’ın babasının ismi de belgelerde Nu’man olarak geçmektedir. Abdalân-ı Rûm temsilcilerinin seyyidlikleri ve soylarını peygamber hanedanına dayandıran şecerelerin sahteliği tartışmaları bir yana bırakılırsa; genellikle yeşil sarık takan bu eşhasın, Hz. Ali’nin dolayısıyla Peygamberin soyundan geldiği inancına bağlı (...truncated)


This is a preview of a remote PDF: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/555435
Article home page: https://dergipark.org.tr/en/pub/vakanuvis/issue/39776/471444

Vedat Turgut. Balkanlarda Abdalân Evkâfı, Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, 2018, pp. 336-363, Issue 3,