Balkanlarda Abdalân Evkâfı
VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi/ International Journal of Historical
Researches, Yıl/Vol. 3, Prof. Dr. Azmi Özcan Öğrencileri Özel Sayısı/ Special Issue in Honour of
Prof. Dr. Azmi Özcan By His Students ISSN: 2149-9535
Balkanlarda Abdalân Evkâfı*
Vedat Turgut
**
Özet
Osmanlı Devleti’nin kurulması sürecini hızlandıran Babaî İsyanı’nın aktörleri ve
temsilcilerinin, ilk Osmanlı hükümdarlarının çevresinde bulunduklarına dair örneklere
bolca rastlanmaktadır. Abdalân-ı Rum’un Anadolu’nun Türkleşmesine olan katkılarının
Balkanların fetih sürecinde de devam ettiği anlaşılmaktadır. Esasen, misafir
zümrelerinin birbirleriyle keskin sınırlarla ayrılmadıkları bilinir. Bu yüzden gazi
karakterli dervişlere rastlanıldığı gibi, gazi bir ailenin derviş zümresine mensûb
temsilcilerine de rastlamak mümkündür. Elinizdeki çalışma, pek çok işlevi yerine
getiren zaviyeler üzerine yoğunlaşarak Abdalân zümresinin Balkanlardaki temsilcilerini
tanıtmayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: Saru Saltuk, Koyun Baba, Ali Koçi, Otman Baba, Akyazılı Baba,
Balkan.
Abdalân Endowments In The Balkans
Abstract
There are many examples of the fact that the actors and representatives of the
Babaî Rebellion, who accelerated the process of the establishment of the Ottoman
Empire, in the vicinity of the first Ottoman rulers. It is understood that the
contributions of Abdalan-ı Rum to the Turkification of Anatolia continued during the
conquest of the Balkans. Essentially, it is known that guest groups were not separated
each other by sharp lines. For this reason, dervishes with ghazi character are found, as
well as representatives of a ghazi family who belong to the dervish group. The study
aims at introducing the representatives of the Abdalan group in the Balkans, focusing
on the lodges that have performed many functions.
Keywords: Saru Saltuk, Koyun Baba, Ali Koçi, Otman Baba, Akyazılı Baba, Balkan
*
Merhûm Babam Bahçıvan Kemal Turgut ve abdalmeşrep ruhu ve kalp gözüyle en
derûnuma bir şekilde nüfuz edebilen saygıdeğer hocam Prof. Dr. Azmi Özcan’a ithaftır.
Katkılarından dolayı VAKAR’a ve Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı’na teşekkür
ederim.
**
Doç. Dr., Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,
. (ORCID ID: 0000-0001-7552-4704)
(Makale Gönderim Tarihi: 16.06.2018; Makale Kabul Tarihi: 23.07.2018)
Balkanlarda Abdalân Evkâfı
337
Giriş
Aşıkpaşazâde’nin bahsettiği “dört misafir” tayfasından birini teşkil eden
“Abdalân-ı Rum” tâbiri, gaza faaliyetlerine katılmak için Anadolu’ya gelen ve
“heteredoks” olarak tanımlanan tarikat mensûplarını tanımlamak için
kullanılmaktadır. Onların Osmanlı Devleti’nin inkişâfında oynadıkları rollerin
abartıldığını düşünenler, bu gruplardan ilk defa ve geniş bir şekilde bahseden
kişinin Aşıkpaşazâde olmasını da şüpheli bulmaktadırlar. Zira müellif, eserinde
ön plana çıkartarak vurguladığı kişiler ile hem düşünce olarak bir yakınlığa,
hem de onların ileri gelenleriyle kan bağına sahiptir. Bununla beraber,
Aşıkpaşazâde’nin verdiği bilgilerin, bazı abartılarla birlikte tarihsel bir alt
yapıya sahip olduğu da muhakkaktır. Ayrıca, bu kişilerden bahseden tek
kaynak da Aşıkpaşazâde tarihi değildir. Kısacası, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu
ve gelişimini sufi çevrelere endekslemek nasıl hatalı sonuçlar doğurursa,
1
bunları tamamen yok saymak da olanaksızdır .
Moğol istilası ile birlikte farklı tarikatlara mensûp şeyh ve dervişlerin, gerek
emniyet açısından ve gerekse fikirlerini daha kolay bir şekilde yaymak
maksadıyla Anadolu’yu kendileri için müsait bir zemin olarak gördükleri ve
yerleşmek için burasını tercih ettikleri bilinmektedir. Bunlardan yüksek ve
gelişmiş kültür çevresinden gelenler, genellikle şehirlere yerleşmiş ve
bürokraside etkin bir rol oynamışlardır. Göçebeler arasındaki tasavvufi hayatın
ise, daha çok eski Türk inanışlarındaki ozanları çağrıştıran babalar vasıtasıyla
basit ve sade bir anlayış biçimiyle ve Anadolu şartlarına uygun bir halk
tasavvufu şekliyle yayıldığına inanılır. Türkistan’da olduğu gibi, Anadolu’da da
göçebelerin dillerini kolayca anlayabildikleri bazı derviş ve şeyhleri kendilerine
önder olarak kabul edip, dini bilgilerini onlardan öğrendikleri görülmektedir.
Bu şeyh ve dervişlerin zâhirî ibadetler konusuna bağlılıklarını tesbit etmek,
genelde toplumdan uzak bir hayat tarzına meyilli olmaları sebebiyle pek
mümkün görünmemektedir. Göçebe toplumların eğitim kurumlarından uzak
oluşları, onların zâhirî ibadetleri ve ibadetlerdeki ritüelleri sözlü olarak
şeyhlerinden görüp-duyarak öğrenmiş olabilecekleri sonucunu doğurur.
Ağırlıklı olarak, Arap-Fars kültür unsurları ile desteklenen devlet yönetiminin
güç kazandıkça, göçebelere karşı menfî bir bakış açısıyla yaklaşmaya başladığı
görülür. Bunun en önemli sebeplerini, İbn Haldun’un “asabiyet teorisi” ve
1
M. Fuad Köprülü, “Orta-Zaman Türk Hukukî Müesseseleri”, Belleten, II/5-6, Ankara
1938, s./p. 53-54; A. Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik:
Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara: TTK Yay., 1999, s./p. 68, 79-102, 121-123;
Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul: Dergah Yay., 1996, s. 42vd; M. Turgut Akpınar, Türk
Tarihinde İslamiyet, İstanbul: İletişim Yay., 1994, s./p. 79, Halil İnalcık, “Aşıkpaşazâde
Tarihi Nasıl Okunmalıdır?”, Söğüt’ten İstanbul’a, Haz. Mehmed Öz-Oktay Özel, Ankara:
İmge Kitabevi, 2015, s./p. 127.
Vedat Turğut
338
vergisini toplama konusunda çok titiz olan devlet yönetiminin tebâ’asını
kontrol etme çabası çerçevesinde aramak yanlış olmaz. Bundan dolayı, Devlet
ve Türkmenler arasında bir gerginlik yaşandığı bilinmektedir. Sultan Sancar’a
karşı Oğuz İsyanı ve Anadolu’da Keyhüsrev’e karşı Türkmen babalarının
önderliğinde gerçekleşen Babailer İsyanı buna en önemli iki örnek olarak
verilebilir. Bunlardan Babaîler İsyanı’nı önemli kılan sebeplerden ilkini dini
yapılanması, ikincisini ise başlarında bulunan “baba”ların sosyal ve etnik
özellikleridir. Bu isyana katılanların bakiyelerinin daha sonra Osmanlı
topraklarında “Abdâlan-ı Rum” ile “Bektaşî” olarak karşımıza çıkmaları ise,
Osmanlıların atalarının isyanla ilgisini merak edilen konular arasına
çekmektedir. Babaî hareketinin itici gücünü, Osmanlı’nın kuruluşunda da etkin
bir rol oynayan Vefâilik tarikatının teşkil ettiği düşünülür. Bu tarikat, Tacü’lArifîn Seyyid Ebu’l-Vefâ Bağdâdî tarafından kurulmuş olup, Baba İlyas’ın şeyhi
2
Dede Ğarkın vasıtasıyla Anadolu’ya taşınmıştır .
Dede Ğarkın’ın gerçek ismi Nu’man olup, bu ismin asil kanı işaret ettiği ve
genellikle seyyidler arasında yaygın olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Batı
Anadolu beyliklerinden Aydınoğulları ve Menteşeoğulları’nın atası olması
kuvvetle muhtemel olan Kır Bey, yâni meşhûr ismiyle Kayır Han’ın babasının
ismi de belgelerde Nu’man olarak geçmektedir. Abdalân-ı Rûm temsilcilerinin
seyyidlikleri ve soylarını peygamber hanedanına dayandıran şecerelerin
sahteliği tartışmaları bir yana bırakılırsa; genellikle yeşil sarık takan bu
eşhasın, Hz. Ali’nin dolayısıyla Peygamberin soyundan geldiği inancına bağlı (...truncated)