Akışkan Dünyada Akıntıya Kapılmak
Academic Platform Journal of Islamic Researches 4‐1, 99‐101, 2020
Academic Platform Journal of Islamic Researches
journal homepage: http://apjir.com/
Akışkan Dünyada Akıntıya Kapılmak
Bauman, Z. (2019) Akışkan Modernite, Çev. S. Okan Çavuş, İstanbul: 2019, Can Yayınları, s. 310
ISBN: 978 975 07 3371 0
Fahriye Sena Eroğlu
Üsküdar Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Psikoloji Bölümü, İstanbul, Türkiye
Kitap Kritiği
Geliş Tarihi: 24.03.2020
“İnce bedenler, fitness, hafif giysiler ve spor
ayakkabılar, cep telefonları, taşınabilir ve kullanıp
atılabilir eşyalar ânındalık çağının önde gelen kültürel
simgeleridir “
(Bauman, 2019, 192)
Bauman, Polonya asıllı Yahudi bir sosyologtur.
Anthony Giddens’a göre o, postmodern teorinin
önemli teorisyenlerindendir.
Politik nedenlerden
dolayı ülkesinden sürgün edilişi ve diaspora zihniyeti
“yabancılık”
temasıyla
eserlerine
yansımıştır.
Baumanʹın eserleri genellikle toplumla ilgili sorunlar
ve teşhisler etrafında döner. 1989’da yayınladığı
Modernite ve Holocaust, onun en önemli
eserlerindendir (Şan, 2012). Bu eserinde modern
toplumların Nazi Almanyası gibi örgütlendiğini
ancak, soykırımın masa başında, bürokratik yollarla
gerçekleştiğini savunmuştur.
Postmodernliği,
modernitenin ışıltılı versiyonu olarak gören Bauman,
Akışkan Modernite’de postmodernizmi eleştirmiştir.
İlk olarak 1999’da yayınlanan eser; tüketim toplumu,
kapitalizm, sanal dünya, alışveriş merkezleri ve
mülteciler gibi konuları ele alır. Eskinin katı
modernitesine de değinerek günümüzdeki akışkan
modernitenin özelliklerini anlatır ve bu ikisini
karşılaştırır.
Katı Moderniteden Akışkan Moderniteye
Yazar, eskinin modernitesini ağır, katı, yoğun olarak
nitelendirirken günümüzdeki moderniteyi hafif,
akışkan, ağ gibi yayılmış olarak tanımlar (Bauman,
2019, 54). Ağır modernitede büyük makineler,
mekansal genişlemeler güçlü ve başarılı olmanın
simgesiyken hafif modernitede taşınabilirlik, gelişmiş
yazılımlar, anındalık, sürekli yenilik ve değişim
Kabul Tarihi: 01.04.2020
değerlidir. Yazarın akışkan modernite ile anlatmaya
çalıştığı olgu, değişmeyen tek şeyin değişim; kesin olan
tek şeyin ise belirsizlik olduğu gerçeğidir (Bauman,
2019, 12). Yüzyıl öncesinde modern olmak
mükemmelliğe ulaşmak demekken günümüzde
modernlik, sonu gelmeyen bir gelişme sürecini ifade
etmektedir (Bauman, 2019, 18). 19. yüzyılda
modernitenin amacı, uyum ve asimilasyonun
yardımıyla huzurlu, tek tip, sınıfsız bir dünya
oluşturmaktı (Bauman, 2019, 15).
20. yüzyılın
modernitesi ise Bernstein’in “Hedef hiçbir şeydir,
hareket ise her şey!” sözü ile özetlenebilir (Bauman,
2019, 16). Kalıcı olanın geçici olana üstünlüğü tersine
dönmüş, kısa süreli olan, sürekli değişen ve kendini
yenileyen şeyler değer kazanmıştır. Akışkan
modernitenin dünyasında geçmiş ve gelecek
ümitlerine yer yoktur (Bauman, 2019, 49). Katı
modernitedeki “ihtiyaç” kavramının yerini akışkan
modernitede “arzu” kavramı almıştır (Bauman, 2019,
121). Günümüzde tüketim üzerine kurulan hayata yön
veren şey sürekli artan arzular ve hedefi belirsiz
isteklerdir (Bauman, 2019, 122).
Tüketim Tapınakları
“Şehir, yabancıların yabancılarla karşılaştığı bir
yerleşim birimidir” diyor Bauman. Bu karşılaşma
geçmişi olmayan, geleceği de bulunmayan bir
karşılaşmadır (Bauman, 2019, 147). Yabancıların
ilişkisini ayakta tutan temel şeyler onların dış
görünüşleri, sözleri ve beden hareketleridir. Bunlar
‘görgü’ kavramının altında toplanırlar. Görgünün özü
maskedir, başkalarına karşı duyduğumuz kötü
duygulardan veya kendimiz olma yükünden bizi
kurtarır ve sosyalleşmemizi sağlar (Bauman, 2019,
148). Böylece kamusal maskeler ortaya çıkar, gerçek
Fahriye Sena Eroğlu
Academic Platform Journal of Islamic Researches 4‐1, 99‐101, 2020
benlikler gizlenir ve bunun sonucunda ilişkiler
yüzeyselleşir. İnsanlar, sosyalleşme ihtiyaçlarını sergi,
konser, turistik yerler, spor kompleksleri, kafeler ve
alışveriş merkezleri gibi yerlerde karşılamaya
çalışırlar. Oysa bu tür mekanlar karşılıklı etkileşimi
içermez. Aynı şeyi yapan insanların bir araya gelmesi
o eyleme değer katar. Bunun yanında çoğunluk
tarafından onaylanma ihtiyacı da karşılanmış olur.
Böylece yapılan eylemin anlamını veya amacını
sorgulamaya gerek kalmaz (Bauman, 2019, 150). Hedef
ise tüketimdir! Ritzer bu tür mekanları ‘tüketim
tapınaklarına’ benzetir (Bauman, 2019, 151). Buradaki
insanlar kendilerini güvende hisseder ve huzur verici
bir aidiyet duygusu yaşarlar (Bauman, 2019, 153).
Duvarların içinde özgürlük duygusunu hissederler ve
benzer amaçlarla orada olan insanlarla ‘cemaat
ruhunu’ yakaladıklarını düşünürler. Oysa ki bu ortak
kimlik duygusu sahtedir ve usta dolandırıcılar
tarafından tasarlanmıştır (Bauman, 2019, 154).
Mekanları dolduran kalabalıklar ise bu duyguları
pekiştirirler.
Esaret Altında Özgür Olmak!
Yazar, günümüzde moderniteye ayak uydurarak
özgürleştiğini zanneden toplumsal düşünceden
yakınmaktadır. Köle gibi yaşayan insanların
kendilerini özgür hissettiklerini ve gerçek özgürlük
fırsatını kaçırdıklarını savunur (Bauman, 2019, 43). Var
olmanın yerini, sahip olmanın aldığı burjuvalaşmadan
bahseder. Kitle kültürünün artık burjuvalaştığını ve
kültür endüstrisinin kolektif beyin hasarına neden
olduğunu belirtir (Bauman, 2019, 45). Özgür olmak için
topluma ve onun normlarına teslim olmaktan başka bir
yol olmadığını söyler (Bauman, 2019, 47). Onaylanmış,
dayatılmış ya da gelenekselleşmiş kuralların insanları
nasıl olacakları, nasıl davranacakları belirsizliğinden
ve kaygısından kurtardığını savunur (Bauman, 2019,
47).
Kamusal Alanda Eriyen Mahremiyet
Yazar, insanın dedikodu ve merak duygusunun
ürünü olan sohbet programlarına da değinmiştir.
Normalde bahsetmekten çekineceğimiz mahrem
konular bu programlarda açık seçik bir şekilde dile
getirilir ayrıca bu durum kabul görür ve onaylanır
(Bauman, 2019, 112). Böylece kişisel konuların kamusal
alanda konuşulması meşrulaştırılır. Bunun sonucunda
mahrem alanın kamusal alan tarafından ele geçirilip
sömürülme tehlikesi ortaya çıkar. (Bauman, 2019, 113)
Ayrıca gerekli ve önemli olan haberler kamu
gündeminin dışına itilir (Bauman, 2019, 114). Meşhur
kişi, devlet adamlarından bile daha önemli hale
gelebilir (Bauman, 2019, 115).
Aynada Sıkışmış Beden
Bedenlerimiz, sürekli hareket halindeki dünyada
ortada kalmıştır. Ölümlü ve geçici olmasına rağmen
modernitenin
vitrinlere
yaptığı
yatırımlarla
ölümsüzmüş gibi görünür (Bauman, 2019, 263).
Tüketim toplumunda sağlık ve fitness kavramları
yakın anlamda kullanılmaktadır. Bugün kendini nasıl
hissediyorsun
sorusuna
bile
“fit”
cevabı
verilebilmektedir (Bauman, 2019, 123). Oysa sağlık,
fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamda iyilik halini
amaçlarken fitness yalnızca bedeni ve dış görünüşü
hedefler. Ticari amaçlarla tasarlanan özel sağlıklı
yiyecekler,
yiyerek
zayıfla
sloganıyla
yaygınlaştırılmıştır (Bauman, 2019, 127). Amerika’da
yalnızca bir yıl içerisinde diyet yiyeceklerine, sağlık
kulüplerine, vitaminlere ve egzersiz aletlerine
harcanan miktarlar tüyler ürperticidir. Amerikalı
oyuncu Jane Fonda, bedenimizin (...truncated)