I. ULUSAL DİN PSİKOLOJİSİ KONGRESİ
I. ULUSAL DİN PSİKOLOJİSİ
KONGRESİ
08-10 Ekim 2010 tarihleri arasında
Konya’da düzenlenen I. Ulusal Din Psikolojisi
Kongresi, bu anabilim dalında İslam
Sevde DÜZGÜNER
dünyasında gerçekleştirilen ilk kongre olma
Arş. Gör., S. Ü. İlahiyat Fakültesi
unvanını elde etmiştir. Kongreye Türkiye’nin
Din Psikolojisi Anabilim Dalı
çeşitli illerinden pek çok akademisyen, yüksek
lisans ve doktora öğrencisi ile çeşitli meslek
gruplarından bu alana ilgi duyan kişiler
katılmıştır. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Din Psikolojisi Anabilim Dalı tarafından organize edilen kongre, Hotel Bera Mevlana’da gerçekleştirilmiştir.
Din Psikolojisinin çalışma alanı, metodik sorunu ve gelecek vizyonunun
konu edildiği kongrenin amaçları şu şekildedir:
1- Din Psikolojisinin alanı, metodik ve tekniği konusunda ötedenberi gerçekleştirilmiş olan münferid çalışmaları bir bütün etrafında yeniden değerlendirerek ilgililerin istifadesine sunmak.
2- Din Psikolojisi çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmalarda hem genel
kültür, hem de İslam kültürüne uygun düşecek veri toplama ve değerlendirme
metodiği geliştirmek.
3- Daha çok İlahiyat çevresiyle sınırlı kalmış Din Psikolojisi etkinliğine hem
bilimsel genişlik sağlamak hem de popülerlik kazandırmak
4- Batı ve Doğu dünyasına bilimsel-kültürel katkı sağlamak.
5- İslam Dünyasında din-bilim bağlamının zenginleştirilmesinde katkı sağlamak.
08 Ekim 2010 tarihinde sabah saat 09.00’da katılımcıların kaydedilmesi ile
başlayan kongrede ilk olarak protokol konuşmalarına yer verilmiştir. Kongre
Tertip Komitesi başkanı Doç. Dr. Abdülkerim Bahadır, kongrenin akademik anlamda verimli geçmesi, Din Psikolojisi alanında çalışan ve bilim dalına ilgi duyanlar
arasında ileriye yönelik bir iletişim inşa etmesi temennilerinde bulunmuştur.
Mehir Vakfı adına konuşma yapan Prof. Dr. Saffet Köse, vakfın etkinliklerinden
bahsederek süreli ve süresiz yayınların yanı sıra pek çok bilimsel etkinliğe destek
verdiklerini dile getirmiştir. Ardından kürsüye gelen İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof.
Dr. Ahmet Önkal, fakülte bünyesinde, geleneksel olarak her yıl bir sempozyum
düzenlendiğini belirtmiş, İslam dünyasında düzenlenen ilk Din Psikolojisi kongresine ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Kongre Başkanı Prof. Dr. Hayati Hökelekli ise, 2009 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde düzenlenen ilk Din Psikolojisi Koordinasyon Toplantısı’nın tanışma mahiyetinde olduğunu, bu kongre ile birlikte artık alanın problemlerini akademik ortamda ele alınacağını anlatmıştır. Bundan sonra yapılacak toplantıların adeta son-
Sevde Düzgüner
daj şeklinde belli bir konu üzerinde yoğunlaşması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca
Din Psikolojisi derneği ve dergisinin kurulması için destek verecek kurumlarla iş
birliği yapılması gerektiğini kaydetmiştir.
Açılış konuşmalarının ardından birinci oturuma geçilmiştir. Prof. Dr. Hasan
Kayıklık’ın başkanlığını yürüttüğü oturumun ilk tebliğini Çukurova Üniversitesi
emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Kerim Yavuz sunmuştur. Din Psikolojisi’nin Problemleri ve Yeni Açılım Arayışları başlıklı tebliğinde Yavuz, Din Psikolojisi’nin çok
geniş bir araştırma alanına sahip olduğunu, bu sahada var olabilmek için çok
çalışmak gerektiğini, Batıyı kendi İslami anlayışımıza uyarlamaya çalışmanın ötesine
geçmemiz gerektiğini anlatmıştır. Bunun için de kendi yapımıza, kültürümüze ve
ruhumuza uygun metotlar geliştirmemiz gerektiğini ileri sürmüştür. Anket ve
istatistiksel verilerin yeterli olmadığını düşünen Yavuz, onları destekleyecek diğer
yöntemlerin de araştırmalarda kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Alanda çalışan
genç akademisyenlere nasihatler şeklindeki tebliğ, Yavuz’un yakında yayınlanacak
olan İnancın Psikolojisi isimli kitabı hakkında verdiği bilgilerle son bulmuştur.
İlk oturumun ikinci tebliği, Doç. Dr. Asım Yapıcı’nın Kuramdan Yönteme
Ruh Sağlığı - Din Çalışmalarında Karşılaşılan Güçlükler başlıklı tebliği olmuştur. Ruh
sağlığının tanımında olduğu gibi din ve dindarlık kavramlarının tanımında da problemler olduğunu belirten Yapıcı, evrensel bir din ve dindarlık tanımı yapmanın
güçlüğünden bahsetmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir: “Tanımlar ait olduğu
din ve kütürde geçerlidir. Örneğin Batının kutsal kavramı, bizim kültürümüzde
mukaddes veya mübarek kavramlarıyla özdeşleştirilebilir. Bu durumda yapılması
gereken kavramları aynen kullanmak değil, kendi tanımlarımızı üretebilmektir.
Ruh sağlığını konu alan çalışmalarda da çeşitli tanımlama sıkıntıları göze çarpmaktadır. Ayrıca kesitsel çalışmalardan ziyade boylamsal çalışmalara ağırlık verilmelidir.”
SÜİFD / 30
306
Sunumların ardından tebliğler, açık müzakereye sunulmuştur. İlk olarak
söz alan Prof. Dr. Hayati Hökelekli, Yavuz’un gençlere, hocalığın emeklilikle sona
ermediği konusunda örnek olduğunu ifade ettikten sonra tebliğ ile ilgili eleştirilerine yer vermiştir. Din Psikolojisi’nde yöntem sorununa da değinen Hökelekli,
nicel verilerin nitel araştırmalarla bütünleştirilmesi gerektiğini belirterek, psikobiyografi, vaka analizleri, semantik tahliller ve muhteva analizlerine de ihtiyaç
olduğunu dile getirmiştir. Sunulan tebliğlerle ilgili olarak, yapılan çeşitli müzakerelerin ardından ilk oturum sona ermiştir.
Öğleden sonra saat 15.00’da gerçekleştirilen ikinci oturumun başkanlığını
Prof. Dr. Hüseyin Peker yapmıştır. Kur’an’ı Anlamada Duygu Kavramının Rolü,
Önemi ve Fonksiyonu: Hased Etmek Sadece Kıskanmak mıdır? başlığını taşıyan
tebliğde Prof. Dr. Recep Yaparel, şu konulara değinmiştir: “Duygular, hayatımızın
her alanında vardır ve duygu içeren terimler de her an kullanılan bir yapıya sahiptir. Bununla birlikte duyguları tanımlamak oldukça zordur.” Yaparel, araştırmada
kullanılan kavramların doğru tanımlanmamasının ilgili kavramın anlaşılmamasına
I. Ulusal Din Psikolojisi Kongresi
sebebiyet vermesinin, kendini böyle bir tebliği sunmaya yönelttiğini belirtmiştir.
Duyguların evrensel olmadığı şeklindeki görüşü eleştiren Yaparel, duyguların
evrensel, hissiyatın kişisel olduğunu savunmuştur. Gerekçe olarak da ilahi vahyin
hased vb. hislerin evrensel olduğunu belirttiğini ileri sürmüştür. Ona göre, bu
konuyu “hased” gibi tek bir kavram üzerinden ele alacak olursak karşımıza ilk
olarak Kur’an’ın bu kavrama yüklediği anlam çıkmaktadır.
Oturumda yer alan ikinci tebliğ, Geleneksel Türk Değerleri Ölçeği başlığıyla
Prof. Dr. Faruk Karaca tarafından sunulmuştur. İlk olarak değeri ölçmek için tanımlamak gerektiğine değinen Karaca, sosyal bilimlerde tanımların baktığınız yere
göre değiştiğini dile getirmiş ve sözlerine şu şekilde devam etmiştir: “Maddî unsurlar kadar hızlı olmasa da değerler de değişime açıktır. Değerler bir hayat felsefesidir ve izafidir. Türkiye’de bu konuya en çok değinen Erol Güngör olmuştur.
Türk değerleri pek çok dini alt yapısı olan değerlerdir. İçinde bulunduğumuz
kültürden beslenen bir değerler ölçeği geliştirmek, alanımıza katkı sağlayacak ve
yeni fikirlere kapı aralayacaktır. Biz de Kırgızistan’da düzenlenen bir sempozyumda sunmak üzere Orhun Kitabeleri’nden yola (...truncated)