John Hick'in Dinî Tecrübe Anlayışı
John Hick’in Dinî Tecrübe Anlayışı*
Fatih Topaloğlu∗∗
Öz
John Hick dinî tecrübe anlayışıyla, inanç konusunda insanî tecrübe ve etkinliğin önemini
vurgulamaktadır. Onun bu konudaki iddiası insanı, vahyeden aktif bir Tanrı karşısında pasif konumundan kurtarmaktır. Bu iddianın doğal sonucu ise, “zâtî” Tanrı karakterine yeni
bir vurgu ve tarihsel olaylara müdahale eden, kutsalla insan arasındaki ilişkiyi teolojik
gerçeklerin kabul ve bildiriminden daha kapsamlı bir noktada ele alan bir vahiy düşüncesidir. Buna göre Tanrı, her zaman ve her yerde bizimle beraberdir. Dolayısıyla herhangi bir
insan, Tanrısal tezahüre açık olduğu zaman, Tanrı’yla ilgili açık bir görüş sahibi olur. Bu
anlayışın sonucu ise, önermesel formda kutsal kitaplarda ifade edilmiş kutsal metinlere
ihtiyaç olmadığıdır.
Anahtar Kelimeler: Dinî tecrübe, vahiy, bilgi, iman.
Abstract
John Hick’s Understanding Of Religious Experience
John Hick emphasizes the importance of human experience and efficiency of faith with his
understanding of religious experience. His claim about this issue is, to relieve the human
of his inactive position against God who reveal. The natural result of this claim is a thought
of revelation which gives a new emphasis on personal character of God, interferes with
historical events, deals with the relationship between the sacred and the human at a more
comprehensive level than acceptance of theological facts and their declaration. According
to that, God is with us at any time and any place. Therefore, any person will hold a view
about God when he is open to spiritual manifestation. The result of this approach is, there
is no need sacred texts which were represented in propositional form in sacred books.
Key Words: Religious Experience, revelation, knowledge, faith.
Atıf: Fatih Topaloğlu, “John Hick’in Dinî Tecrübe Anlayışı”, KTÜİFD, c. 1, sy. 1, Bahar/2014,
s. 159-171
*
**
Bu makale yazarın yüksek lisans tezinden üretilmiştir.
Yrd. Doç. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Din Felsefesi Anabilim
Dalı,
Fatih Topaloğlu
Giriş
İnanma, ontolojik anlamda birbirinden bağımsız varlıklar arasındaki bir tür etkin bir ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişki, farklı dinî ve felsefî
inanç yapıları içerisinde farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Bunlardan
bir kısmına göre, inanan varlık kendisine inanılan varlık karşısında pasif
bir konum almakta, böylece inanma aktivitesi oldukça soyut ve kuramsal
bir tarza bürünmektedir. Diğer bazı dinî anlayışlarda ise inanç, inananla
kendisine inanılan varlık arasında karşılıklı etkileşime dayalı bir ilişkinin
ortaya çıkardığı bir tür tecrübeye dayandırılmaktadır. Bu tür tecrübeler,
a priorik yöntemler dışında, inanan bir varlık olarak insandan hareket
eden, inananın Tanrı’yla bireysel ilişkisi, Tanrı’ya yaklaşması, onunla birleşmesi, bireysel varlığını Tanrısal varlıkta yok etmesi anlamında bir tür
etkileşimi ifade etmektedir.1
İnancın oluşmasını sağlayan dış faktörler, inanç objelerinin süjeye,
yani zihne ulaşmasında etkin bir rol üstlenen yol ve kaynaklardır.2 Bunlar
iki ana başlık altında toplanabilir. Birincisi, kişinin inanç objesiyle doğrudan değil, dolaylı olarak ilişki kurduğu, kesin bir güvene dayalı ve başkalarının bildirdiği sözlerdir. Sözgelimi vahiy inancında peygamber vasıtadır
ve ona güven esastır. Bir de inancın oluşmasında süjenin objeyle dolaylı
olarak değil de doğrudan ilişki kurduğu, süjenin kendi kişisel tecrübesine
dayanan ve birinci kaynaktan elde ettiği faktörler vardır. İşte bu tür tecrübeler, dinî tecrübe genel başlığı altında ifade edilebilirler.
Hick Felsefesinde Dinî Tecrübenin Yeri
John Hick, insanî tecrübe ve etkinliği oldukça önemsemektedir. Felsefenin insan için iki temel bilgi yolu üzerinde durduğunu belirten Hick,
bunlardan birinin ampirizmin vurguladığı tecrübe yolu, diğerinin ise rasyonalizmin vurguladığı akıl yürütme yolu olduğunu hatırlattıktan sonra,
Descartes zamanından bu yana Batı felsefesine büyük ölçüde hâkim olan
rasyonalizmin, sağlıklı bir bilgilenme süreci olmaktan çok uzak olduğunu
savunur. Bu bağlamda Kant’a benzer bir biçimde aklın metafizik alandaki ikilemlerimizi çözmede bize yardımcı olamayacağını savunan filozof,
Kant gibi Tanrı’nın varlığını bir postulat olarak benimsemekle tercihini
1
2
Ahmet Cevizci, Felsefe Terimleri Sözlüğü, (İstanbul: Paradigma Yayınları, 2000), s. 91.
Hanefi Özcan, Epistemolojik Açıdan İman, (İstanbul: Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1997), s. 97.
)
160
John Hick’in Dinî Tecrübe Anlayışı
teizmden yana kullanmış, ancak vurgusunu pratik ahlak yerine “dinî tecrübe” üzerine yapmıştır.3
Onun din felsefesinde anahtar bir konumda bulunan dînî tecrübe
anlayışı, aslında geniş bir bakış açısı ve tarihî, teolojik bir yöntemle ortaya
konulabilecek derecede hassas ve titiz bir araştırmayı gerektiren önemli
bir konudur. Hick’e göre, klasik Hıristiyan teolojisinin benimsediği önerme merkezli vahiy anlayışı4, dinî tecrübeye gereken önemi vermemiş,
Tanrı’nın insanlarla olan ilişkisini oldukça donuk ve statik bir ilişkiye indirgemiştir. Hâlbuki Hick, din felsefesinde insanî tecrübeyi ve etkinliği oldukça önemsediğini şöyle ifade etmektedir: “Dinî tecrübe, Tanrı ile insan
arasındaki iletişimi sağlayan ve böylece suje ile obje arasında kurulmuş
olan mevcut zihnî ilişkiye bir canlılık getiren, Tanrı’nın kendisini insana
açma faaliyetidir.”5
Hick empirik yolun Kitab-ı Mukaddes’in formülleştirilmemiş epistemolojisiyle de uyum içinde olduğunu düşünmektedir. Nitekim peygamberler, Tanrı’yı akılla çıkarsanmış bir varlık olarak değil, tecrübe edilen
bir gerçeklik olarak düşünmüşlerdir. Böylece problemi inanç ve tecrübe
bağlamında ele alan Hick, dînî tecrübeye verdiği önemle, dinî sahada aklın yetersizliği düşüncesiyle düştüğü agnostik tavırdan kurtulmakta ve bu
sayede tercihini naturalizm yerine teizmden yana kullanmaktadır.
Hick’in ortaya koymuş olduğu din felsefesinin can alıcı noktasını
oluşturan dînî tecrübe anlayışı, onun insanî etkinliğin teolojik sahada
önemli bir rol üslendiği yönündeki düşüncesinin bir sonucu olarak ortaya
çıkmıştır. Bu yolla üzerinde önemle durduğu önerme merkezli olmayan
vahiy anlayışına6 din felsefesi içinde teolojik bir form kazandıran Hick,
3
4
5
6
Cafer Sadık Yaran, Bilgelik Peşinde Din Felsefesi Yazıları, (Ankara: Araştırma Yay.,
2002), s. 203.
Önerme merkezli vahiy anlayışı, “Dinî gerçekliklerin Tanrı tarafından doğal yolların
dışındaki bir yolla akıl sahibi bir varlığa bildirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Buna
göre, bu dinî gerçekler bilgisi, kişinin kurtuluşu için gereklidir. Bu vahiy anlayışı,
Tanrı’nın Kutsal Ruh aracılığıyla Kitab-ı Mukaddes yazarlarına yazacakları kelimeleri
bizzat bildirmek şeklinde tanımlanan “dikte ettirme” teorisinin karşılığıdır. Recep Kılıç, Modern Batı Düşüncesinde Vahiy , (Ankara: Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi
Yayınları, 2002), s.71.
John Hick, “Religious Faith as Experiencing as”, A John Hick Reader, ed. Paul Badham,
(London, 1970), s. 46.
Önerme merkezli vahiy anlayışını çok (...truncated)