Abbasilerin Son Dönemlerinden İlhanlıların Yıkılışına Kadarki Süreçte Şi'î Sünnî İlişkileri
e-makâlât Mezhep Araştırmaları, VI/2 (Güz 2013), ss. 17-42.
ISSN 1309-5803 | www.emakalat.com
ABBASİLERİN SON DÖNEMLERİNDEN İLHANLILARIN
YIKILIŞINA KADARKİ SÜREÇTE ŞİÎ-SÜNNÎ İLİŞKİLERİ
Hanifi ŞAHİN
Özet
Abstract
İlhanlılar dönemi İslam mezhepleri
tarihi açsısından oldukça önemlidir. Bu dönemde İran toprakların
ilk defa Şiilik devletin resmi mezhebi haline gelmiştir. Şiiler İlhanlı
devletine Abbasi hilafetini ortadan
kaldırılmasına destek vermişlerdir.
Şiilerin Moğol algısı Sünnilere göre
daha olumludur. Belki de bu nedenle Şiiler İlhanlı devletinde rahatlıkla görev alabilmişlerdir. Bağdat’ın
düşüşü Şii-Sünni ilişkilerinin seyrini etkilemiştir. Ancak en büyük
kırılma, Olcaytu’nun Şiiliği benimsemesi ve onu devletin resmi mezhebi haline getirdiği dönemlerde
yaşanmıştır.
Olcaytu’nun
ezan,
kamet ve hutbenin orijinal yapısında değişiklikler yapması huzursuzluğun önemli kaynaklarıdır. Şiilerin
yönetimde etkili olması, sonraki
süreçlerde Şii- Sünni çatışmaların
artmasına neden olmuştur. Aslında
bu çatışmaların bazı gerekçeleri
geçmişten devralınmıştır. Zira Bağdat sokaklarındaki bazı çatışmaların temeli, Büveyhiler dönemine
kadar uzanmaktadır. Bu dönemde
Sünni mezhepler arasında da çatışmalar yaşanmıştır. Bazen Sünni
mezhepler birbirleriyle mücadele
ederken Şiilerle ittifak arayışına bile
girmişlerdir.
Anahtar Kelimeler: Şii, Sünni,
Mezhep, çatışma, Olcaytu.
Shia-Sunni Relations from Late Abbasids until the fall of Ilkhanids
The period of Ilkhanids is the most important for the Islamic sect history. In
this period, the Shiism, first time, became the offical sect in Iran. The Shiites
supported the Ilkhandis in the proces of
the eliminating of the Abbasid caliphate.
Shiites’s perception of the Mongols is
more positive than Sunnis’s perception.
For this reasan, they could easily have
become part of the Ilkhanids state. The
fall of Baghdad, has influenced the course of the Shiite-Sunni relations. But the
biggest gap between Sunnis and Shiites
has took place after the acceptance of the
Shia by Öljeitü and making it the state's
official sect in Iran. The changes of the
original structure of the adhan, iqamah
and friday khutbah that were made by
Öljeitü, are the major cause of the unrest
in the society.The influence of the Shia in
the management, has led to be an increase conflicts between Shia and Sunni in
the next process. Actually, Some of the
reasons for the conflict are inherited from
the past. Because, the basis of some
conflicts in the streets of Baghdad
extends to period Buyids. In this period,
there have been conflicts between Sunni
sects. Sometimes the Sunni sects, while
fighting each other, have made an alliance with the Shiites
Key Words: Shiite, Sunni, sect, conflict,
Öljeitü
_____
Yrd. Doç. Dr. KTÜ İlahiyat Fakültesi, Trabzon/Türkiye
18
Hanifi ŞAHİN
Giriş
İlhanlı devleti ya da İran Moğolları, Cengiz Han’ın torunu Hülâgû
tarafından imparatorluğun batısında İran’da kurulan bir Moğol devletidir. Cengiz Han (v.1227)’dan önce Moğollar, birbirleriyle mücadele halinde olan, Çinlilere vergi veren, siyasî birlikten yoksun kabileler halinde yaşayan dağınık haldeki topluluklardı.1 Yaklaşık bir asır
kadar tarih sahnesinde görülen İlhanlılar, Abbâsîleri ve Harizmşahları tarihten silmiş, kurumları açısından sonraki Türk devletlerini
etkilemiş önemli bir devlettir.2
Moğollar tarih sahnesine çıktıklarında İslâm dünyası, özellikle
İran, Irak ve Suriye bölgesi VII/XIII. yüzyılda siyasî ve içtimaî açıdan karışık bir durum arz etmekteydi. Bu dönemde İran Selçukluları ortadan kalkmış (1157); Anadolu Selçukluları, Haçlı Seferleri yüzünden zayıf düşmüş, İran Selçuklularına ait yıkıntının üzerine Hârizmşahlar Devleti kurulmuştu. Bu esnada Mısır ve Suriye’ye hâkim olan Eyyûbiler, Anadolu Selçuklularıyla yaptıkları mücadelelerde oldukça yıpranarak parçalanma dönemine girmişlerdi.
Anadolu’da ise Bizans ve Anadolu Selçukluları Devleti, önemli birer
siyasî teşekkül olarak ön plana çıkmaktaydı. Özellikle Sultan
Alâeddin Keykubâd (1179-1236)’ın başarılı icraatları nedeniyle, gücünün zirvesine ulaşan Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol istilasına
kadar bölgenin en güçlü ülkesi konumundaydı. Bizans ise 1204’te
Latinlerin İstanbul’u ele geçirmesiyle o zamana kadarki sahip olduğu nüfuz sahasının sadece bir kısmında tutunabilmişti. Gürcistan
ve Ermenistan, İran, Irak, Suriye’de değişen siyasî dengelere göre
politika takip etmeye çalışan iki küçük devletçik konumundaydılar.3
_____
1 Manghol-un Niuça Tobça’an (Yüan- Ch’ao Pi-shi), Moğolların Gizli Tarihi
(1240), çev. Ahmet Temir, TTK Yay. Ankara 1986, s. 58.
2 Abdulkadir Yuvalı, İlhanlı Devletinin Kuruluşu: Hülegü Han ve Zamanı, (Yayın-
lanmamış Doktora Tezi), Ankara,1973, s. 195; Yılmaz Öztuna, İslam Devletleri Devletler ve Hanedanlar, Ankara 1989, I, s. 556.
3 Bertold Spuler, İran Moğolları: Siyaset İdare ve Kültür İlhanlılar Devri 12201350, çev. Cemal Köprülü, TTK, Ankara 1987, s. 29-30; Ayşe D. Erdem Kuşçu, “İlhanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Memlüklerle İlk Teması”, Türkler, VIII, s.
364.
e-makâlât Mezhep Araştırmaları, VI/2 (Güz 2013)
19
VII/XIII. yüzyılın başlarında bu bölgelerin büyük bir bölümü
Müslümanların elindeydi. Abbâsî halifeliği Bağdat ve çevresinde
Halife Nâsır Lidinîllah’ın (575-622/1180-1225) başarılı idaresi sayesinde geçici itibar kazanmıştı.4 Ancak hilafet yönetimi, dışarıda ve
içeride çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalmıştı. Dışarıda; Haçlıların
İslam fetihleriyle başlayan kadim düşmanlıkları devam etmekteydi.
İçeride ise doğuda gittikçe önem kazanan, sınırları halifelik aleyhine
genişleyen Hârizmşahlar Devleti vardı. Bu devlet, İran’ın büyük bir
bölümünü elinde bulundurmaktaydı. Aynı zamanda Abbâsî devleti
için büyük bir tehdit unsuruydu. Nitekim Hârizmşah Alâeddin Muhammed (v.617/1220), Halife Nâsır’ın azledilip, yerine Hz. Hüseyin
soyundan gerçek hak sahibi birisinin halife olması gerektiğini düşünmekteydi.5 Bazı kaynaklarda, Alâeddin Muhammed’in bu siyasî
atağı karşısında sıkışan Halife Nâsır’ın, Cengiz Han’dan yardım istediği ifade edilmektedir.6
Mezheplerin İktidar Algıları
Sünnîlerin Moğollara yönelik bakış açısı tam anlamıyla olumsuzdur. Buna karşın Şiîlerin bakış açısını olumsuz olarak nitelemek
zordur. Sünnî bakış açısını, hadis olarak kabul gören rivayetler ile
Sünnî tarihçilerin abartılı tasvirleri belirlemiştir. Aslında bu rivayetlerde geçen “kantûra” kelimesi hem Moğollar hem de Türkler için
kullanılmıştır.7 Bu bağlamda Hz. Peygamber’e şu rivayet nispet
edilmiştir: “Ahir zaman olduğunda geniş yüzlü, küçük gözlü
kantûra oğulları çıkacaklar ve gelip nehrin diğer bir yerinde konaklayacaklardır. Bunun üzerine şehir halkı üç kısma ayrılacaktır. Bir
kısmı, öküzlerinin peşlerine takılıp kırlara kaçacaklar; ancak helakten kurtulamayacaktır. Bir kısmı da canlarının derdine düşüp din-
_____
4 F. Taeschner, “Nâsır Li-dinillah”, İA, Ankara 1977, IX, s. 92-94.
5Alâeddin Ata Melik Cüveynî, Târih-i Cihan Güşa, çev. Mürsel Öztürk, Kültür
Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999, II, s. 330.
6 Bkz. İbn Kesir, Ebü’l-Fidâ İma (...truncated)