HİZMET ADAMI
Atatürk Üniversitesi Ġlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı:32, Erzurum 2009
HİZMET ADAMI
İsmail Lütfi ÇAKAN
Rahmetli Prof. Dr. İbrahim Canan hocanın vefat haberini Ankara’da IV. Din
Şûrası’nda aldım. Haberi aldığımda önümdeki kağıda şu satırları yazdım.
“14.10.2009. Saat 08.55-Ankara
Canan hocanın vefat haberini aldım. Allah ğanî ğanî rahmet eylesin.
Hoca hizmet içinde, hizmet yolunda emâneti sahibine teslim etti. Bana göre
gıbta edilecek bir ölüm... Hizmet şehidi...”
Bu satırlar 1962 yılından başlayan uzunca bir tanışıklığın ve birlikteliğin,
beklenmedik bir anda alınan vefat haberinin şaşkınlığı henüz devam ederken kağıda
dökülen ilk kaydıdır. Sonraki günlerde, düşündükce kimi detaylar hatırlanınca
“hizmet” kelimesinde odaklanan öz, hiç değişmedi. 15 Ekim 2009 Perşembe günü
M.Ü. İlahiyat Fakültesi Camiinde kılınan cenaze namazına iştirak eden cemaatin
yoğunluğu bu gerçeğin açık tezahürüydü.
Hoca hakkında bu “hizmet” kelimesini, öğrenmek, amel etmek, lokmayı değil
hizmeti öncelemek, yaptığı işi ciddiye almak ve hasbilik gibi kelimelerle nitelemek ve
açmak mümkündür.
1962’de ilk öğretmenlik günlerinde, Kayseri İmam-Hatip Okulu’nun üçüncü
sınıf öğrencisi iken tanıştığım Canan hocayı, en son birlikte olduğumuz -hocanın iki
dolu poşetle gelip katıldığı- 9 Ekim 2009 Cum’a toplantısına kadar, statü ve şartların
değişmesine rağmen hep aynı çizgide sürdürülen hareketli ve bereketli bir ömrün
sahibi olarak hatırlamaktayım.
Bir ilim adamının hayatı herhalde tahsil, tedris ve te’lif aşamaları
çerçevesinde değerlendirilebilir. Canan hocayı ben İlahiyat Fakültesi mezunu olarak
Kayseri İmam-Hatip Okulunda bir taraftan öğretmenlik yaparken bir taraftan da bir
öğretmen ve yetişkin bir öğrenciden ders almaktan çekinmeyen örnek bir yaklaşım
içinde tanıdım. Kendisi daha sonra askerlik yaptığı Erzurum’da, askerlik süresince
üstlerinden izin alarak akşamları ders okumaya devam ettiğini söyleyecekti. Hoca
resmi anlamda bitirdiği tahsil aşamasını, fiilî anlamda tedris aşamasında da
kesintisiz olarak sürdürmenin örneğiydi. Kendisi gibi öğretmen olan veya daha
yaşlı hoca efendilerden ders alan kimi öğretmenleri biliyorduk ama öğrencisinden
ders almaktan aslâ yüksünmeyen bir öğretmen örneğini Canan hocanın şahsında
Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Ġsmail Lütfi ÇAKAN----------------------------------------------------------------------------------------------172
müşahade etmiş olmanın anlatılamaz takdir duyguları içinde olduğumu itiraf etmek
isterim.
İnsan tipleri
Çok eskiden okuduğum, yazarını da hatırlayamadığım bir kitaptan aldığım
notlara göre, hayata bakışları ve yaşayışları bakımından insanlar genelde dört gruba
ayrılırlar: Keyif Adamı, Rahat Adamı, İş Adamı, İdeal (mefkure, inanç ve hizmet)
Adamı.
Bu tiplerin belirgin tutum ve davranışları şöyle özetlenebilir:
Keyif Adamı: Yaşamak için yaşar. Maddî-mânevî zevklerin peşindedir.
Manevi zevkleri, hakikate götürdüğü için değil, zevk oldukları için reddetmez. Keyif
verici her türlü etkinliği takip eder. Bu, maddeci görüşün yaygınlaşması sonucu
gelişmiş bir tiptir.
Rahat Adamı: Tenbel tiptir. Çoğu kez keyif adamıyla karışır. Etliye sütlüye
karışmaz ve hiç bir ideal için kılını kıpırdatmaz Az kazanç bol rahat.. Azıcık aşım
ağrısız başım, onun felsefesidir.
İş Adamı: Başarı ve kazanç peşindedir. Bu hedef uğruna fedâ etmeyeceği
değer yoktur. Kazanmak, kazanmak, sürekli kazanmak. “Kasap et, keçi can
derdinde” sözü bu tipin zihniyetini çok açık olarak anlatır. Kazanmak amacında
olduğu için çoğu kere kazandığını yemez, daha fazla kazanmaya bakar. Yatırım
manyağı da denilebilir.
İdeal (mefkure, inanç ve hizmet) Adamı: Bütün güzellikleri, iyilikleri içine
alan yüce bir hayr için yaşar. Hasbidir ve hizmet peşinde olmaktan son derece zevk
alır. Daha doğrusu faydalı olmaktan başka bir şey ona asla zevk vermez.. Bu tipe
sınır tanımaz hayr adamı denilse yeridir.Tarih bu tipin geliştirdiği harikalarla doludur..
Bu insan tipine sahip olan toplumlar, giderek güçlenirler. Başlarına bir felâket gelirse,
çok kısa zamanda derlenir toparlanırlar. Gerek milli tarihimizde gerekse evrensel
anlamda bu gerçeğin örnekleri çokça bulunmaktadır.
Ulusal ya da uluslararası olumlu yani insanî ve İslâmi gelişmeler, bu son insan
tipinin her hal ü kârda elden geldiğince yetiştirilmesi ve hizmet alanına sevk
edilmesiyle mümkündür.
İşte bu çerçevede merhum Canan hocanın hayatına baktığım zaman, onun ta
öğretmenlik yıllarının başlangıçından itibaren bir ideal ve hizmet adamı olarak,
fevkalâde seçmeci bir yaklaşımla kabiliyetli öğrencilere özel zaman ayırdığını,
bıkmadan usanmadan onların çok yönlü yetişmeleri için çırpındığını
Hizmet Adamı---------------------------------------------------------------------------------------------------173
görüyorum. Yaz tatillerine giderken dahi ilgilendiği öğrenci arkadaşlara ödevler verir
ve dönüşte onların ciddi anlamda denetimini yapardı. Hatta kendisi Kayseri’den
ayrılırken aşağı sınıflardaki arkadaşlara verdiği bazı ödevlerin gelecek öğretim yılı
başında denetimiyle beni görevlendirmişti.
Canan hoca ile askerlik sonrası 1967’de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü
hadis asistanlığı imtihanına girdiği günlerde tekrar karşılaştım. Ben o zaman
enstitüde öğrenci idim. Kendisi ve M. Yaşar Kandemir bey bu imtihanın iki adayı idi.
Prof. Dr. Abdülkadir Karahan ilk olarak Canan beyi mülâkata aldı. Çıktığında kapıda
ne olup bittiğini sorduğum saman biraz şaşırmış bir tavır içinde Hocanın kendisine,
“sen sinirli bir adama benziyorsun. Ben de sinirli bir adamım. Biz seninle
geçinemeyiz. Yaşar yumuşak huylu bir insan. Ben onu alacağım. Sen başının
çaresine bak” dediğini anlatmıştı. Canan hocayı daha sonra Emrullah Yüksel beyle
birlikte Sirkeci’den Fransa’ya doktora yapmak üzere giderlerken yolcu ettiğimi
hatırlıyorum.
Fransa dönüşü hocanın Erzurum İslâmî İlimler Fakültesi’ndeki hocalık
yıllarında bir-iki kez doktora sınavına girmek üzere Erzurum’a gittiğimde kendisiyle
görüşme ve hatta misafiri olma imkanını buldum. Bilimsel çalışma hayatı ve Fransa
yılları ile ilgili izlenimlerini dinledim.
Canan hoca te’lif hayatına Erzurumdaki hocalık yıllarında başladı ve yorulma
bilmez bir çizgide hayatının sonuna kadar devam etti. Her zaman masasının
üzerinde bir kaç proje bulunurdu. Tuttuğu fişler ziyaretçilerin dikkatini çekerdi.
Merhum hoca, benim doktora tez savunmamda da jüri üyesi olarak bulunmuştu.
Verdiği dört daktilo sayfalık değerlendirme raporunu hala saklamaktayım. İndeksteki
bir sayfa numarasının eksikliğini bile tespit edip rapora geçirmiş. Rahmetli yaptığı işi
ciddiye alan bir yapıya sahipti. Hocadan aldığı sınav notuna itiraz etmiş bir öğrencinin
kağıdını bilirkişi olarak inceleyip 2.5 puan indiren bir rapor yazdığımı da burada –
sanıldığının aksine hocanın müsamahalı davrandığına örnek olarak- zikretmeliyim.
Hoca merhum hakkında bende oluşan kanaatleri, kısa paragraflar halinde
şöylece sıralayabilirim:
*Çalışma/araştırma azmi, hizmet aşkı ve hasbiliği ile temayüz etmiş bir bilim
adamı idi.
*Öğre (...truncated)