Ahmad S. Dallal, Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought

Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD), Dec 2018

Georgetown Üniversitesi öğretim üyelerinden olan Ahmad Dallal’ın çalışmaları, erken modern ve modern dönem İslâm düşüncesi ve hareketleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanında bilim tarihi, İslâmî diriliş düşüncesi ve İslâm hukukuyla da ilgilenmektedir. Müellif, The Islam Without Europa isimli çalışmasının giriş bölümünde pek çok problemli gelişmelere rağmen 18.yy düşünürlerinin geleceğe umutla baktıklarını belirtmiştir. Onlar öncekilere nispetle sonraki Müslümanların, yani kendilerinin üstünlüğünü açıkça iddia ediyorlardı. Onlar her şeyden evvel fıkıh ekollerini aşan, mezhepçiliği yok eden ve İslâm'ın nasıl tanımlanacağı noktasında birbirleriyle fikir alışverişinde bulunan, müşterek açıklamalar yapmaya çalışan kimseler olduklarını söylüyorlardı. Daha sonrasında oryantal anlatımın Doğulu toplumlarda adeta algı haline gelip içselleştirilen; duraklama, gerileme, yıkılış gibi kavramları müellif hiç zikretmemektedir. Bunun yerine entelektüel gelişmeler başta olmak üzere toplumsal ve siyasal bahislere yer vermektedir. Bu nedenle eseri okurken bir geleneğin nasıl devam ettirilmeye çalışıldığını müşahede edersiniz.

Article PDF cannot be displayed. You can download it here:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/611493

Ahmad S. Dallal, Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought

Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought Arş. Gör. Yusuf ÖTENKAYA  Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought Ahmad S. Dallal New York: The University of North Carolina Press, 2018, s.440 ISBN:9781469641409 §§§ Georgetown Üniversitesi öğretim üyelerinden olan Ahmad Dallal’ın çalışmaları, erken modern ve modern dönem İslâm düşüncesi ve hareketleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunun yanında bilim tarihi, İslâmî diriliş düşüncesi ve İslâm hukukuyla da ilgilenmektedir. Müellif, The Islam Without Europa isimli çalışmasının giriş bölümünde pek çok problemli gelişmelere rağmen 18.yy düşünürlerinin geleceğe umutla baktıklarını belirtmiştir. Onlar öncekilere nispetle sonraki Müslümanların, yani kendilerinin üstünlüğünü açıkça iddia ediyorlardı. Onlar her şeyden evvel fıkıh ekollerini aşan, mezhepçiliği yok eden ve İslâm'ın nasıl tanımlanacağı noktasında birbirleriyle fikir alışverişinde bulunan, müşterek açıklamalar yapmaya çalışan kimseler olduklarını söylüyorlardı (s.11).Daha sonrasında oryantal anlatımın Doğulu toplumlarda adeta algı haline gelip içselleştirilen; duraklama, gerileme, yıkılış gibi kavramları müellif hiç zikretmemektedir. Bunun yerine entelektüel gelişmeler başta olmak üzere toplumsal ve siyasal bahislere yer vermektedir. Bu nedenle eseri okurken bir geleneğin nasıl devam ettirilmeye çalışıldığını müşahede edersiniz. Müellif merkezî devletlerin hızla çözülmeye başlamasını, 18.yüzyılın alamet-i farikası olarak görmektedir. Nitekim 1718 yılında Osmanlılar, Balkanların bir bölümünü teslim etmeye zorlayan bir anlaşma imzalamıştır. Avrupa'ya nispetle bu askeri gücün zayıflamasıyla Osmanlı devleti, Avrupalı rakiplerinin uygulamalarından bazılarını edinerek bürokrasi ve askerî alanda reformlar yapmışlardır. Hemen hemen aynı dönemlerde, 1739'da İran'ın yeni hükümdarı Nadir Şah, Delhi'yi yağmaladı ve hemen ardından iyice zayıflayan Moğollara son verdi. Dallal’a göre bu merkezileşmiş ve merkezileşmekte olan devletlerin zayıflaması, Müslüman dünyayı geri döndürülemez bir duraklamaya sokmamıştı. Söz gelimi Osmanlı devleti’nde canlı ve diri ekonomileriyle otonom yerel güçler; Lübnan dağları, Suriye, Irak, Filistin ve Mısır gibi yerlerde temayüz etmişlerdi. Bu nedenle hâlâ 18.yy kültürü konusunda nasıl bir vaziyet olduğu noktasındaki bilgilerimiz sınırlı ya da hakikâtten oldukça uzaktır. İşte bu kitap, 18.yüzyılın sıradışı kültürel başarılarına odaklanmaktadır. Bunu yaparken Avrupa etkisinden bağımsız olarak geliştirilen İslâmî kültürel üretimin eğilimlerine odaklanılacaktır. Bu doğrultuda Batı Afrika'da  Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Tarih Bölümü, e-posta: , ORCID: 0000-0001-6721-4888 Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought - Ahmad S. Dallal | 1239 Osman ibn Fûdî, Kuzey ve Sahra Afrika'sında Muhammed b. Senûsi’nin yaptıkları hareketlerin sosyal önemlerine ve reformlarının entelektüel değerlerine dikkatle bakılmıştır (s.13). Geçmişi hatırlamak hiç de masumane ve objektif bir amaç/hedef değildir. Modernler de sıklıkla geçmiş kültürlerin enkazını, kalıntılarını topluyorlar ve günümüzde sosyal gerçekliklere, karanlıkta olan ya da tam olarak idrak edilemeyen şeyleri naklediyorlar. Bu anlayış, bu kitabın amacı değildir. Bu kitabın amacı, Müslüman dünyadaki modern öncesi bir dönemin entelektüel başarılarının kültürel ve sosyal anlamda ne denli etkili olduğunun vuzûha kavuşturulmasıdır. Bu kitabın hipotezi, 18.yy’ın bir çürüme ya da bozulmadan ziyade entelektüel canlılığın evresi olduğunu kanıtlayabilmektir. Bu nedenle bu çalışma büyük bir yanılgıyı telafi etmek için telif edilmiştir. Bu iddiaları ortaya koyabilmek için Müslüman ülkelerde yetişen âlimlerin eserlerine odaklanılmıştır. Bu âlimlerin ortak özelliği, çağlarının son derece ilerisinde olmaları, eserlerinin geniş çaplı olarak tüm dünyada otorite kabul edilmesi ve de kendi ülkelerinin çok çok ilerisinde olmalarıdır. 18.yy genel anlamda algılarla şekillendiği için "çürüme devri" olarak telakki edilmektedir. Bu düşünceye göre “Avrupa meydan okuması ve Avrupa'ya cevap verebilmek için İslâm dünyası bir dizi reform hareketlerine girdi” şeklinde bir değerlendirme hiç de sağlıklı değildir. Böyle bir kanı/algı hiç şüphesiz Mısır'ın Fransa tarafından işgal edilmesi neticesinde yorumlarda bulunan Abdurrahman el-Cebertî (1756-1825), Rifâa el-Tahtâvî (1801-1873) gibi isimlere büyük saygısızlık olur. Bu isimler, olayı şöyle yorumladılar: “Mısır ulusu için İslâmî rasyonaliteye geri dönmek…” Yani bu cümleden hareketle, mezkûr isimler kendi sahip oldukları miraslarında nelerin olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Yani 19.yüzyılın sonlarında ve 20.yüzyılda Osmanlı coğrafyasında sıklıkla vurgulandığı gibi "İslâm terakkiye mânidir" şeklinde bir anlayışları bulunmuyordu. Ya da körü körüne “İslâm geri olduğu için Avrupa'ya dönülmesi ve onun taklit edilmesi gerekir” gibi bir anlayışları da yoktu. Bazı açıklarının farkındaydılar ve bu açıkların tedavisini de İslâm'da görüyorlardı (s.14). Ancak hemen belirtelim ki, çalışmada 18.yy dâhilinde herhangi bir coğrafyaya ya da spesifik bir bölge/ülkeye odaklanılmadığı için okuyucu genel bir çıkarım yapmak durumunda kalmaktadır. 18.yy üzerinde çalışan tarihçilerin büyük bir bölümü, özellikle de oryantal zihniyetin ürettiği paradigmanın etkisinde kalan araştırmacılar, ne yazık ki bu dönemdeki durağanlığa dikkat çekmek için Vehhâbî hareketine odaklanmaktadırlar. Ancak hemen belirtelim ki bu dönemde ortaya çıkan Vehhâbîlik’in politik ve entelektüel faaliyetlerle bir ilgisi olmayıp, daha ziyade mezhepsel anlamda çatışmalar içerisine girdikleri tespit edilmiştir. Ancak bu araştırmacılar bununla da kalmayıp 11 Eylül 2001 saldırılarına dikkat çekip, bu radikal hareketlerin arkasında 18.yy’da ortaya çıkan Vehhâbîlik’inolduğunu belirtmişlerdir. Kaldı ki bu dönemde ortaya çıkarılan Vehhâbîlik, doğrudan petrol ile ilişkili olup İngiliz tesiri altında kurulmuştur. İngilizlerin yoğun desteği altında, bölgesel boşluklardan da istifade edip hâkimiyet alanlarını genişletmeyi başarmışlardır. Gerçekten de Avrupa etkisi nedeniyle Vehhâbîlik bir taraftan hızla yükselirken, öte yandan da koskoca bir 18.yüzyıl, oldukça zengin olmasına rağmen kötü bir nam salmış, tabir caizse çöküş devri olarak anılmıştır. Dolayısıyla ne Vehhâbîlik’in ne de çöküş kavramının 18.yy'daki Müslüman entelektüel hayatıyla bir ilgisi vardır (s. 15). 18.yy'ın revizyonist anlatımları ise Vehhâbîlik yerine, gerilemenin ya da çökmenin alâmeti olarak Sufizm, aşırı ruhaniyetçilik, ya da sosyo-ahlâki açıdan ideal insan tipi yetiştirmek üzere kurulu hadis külliyatlarının üzerinde durmuşlardır. Bu anlatım da tıpkı Vehhâbîlik de olduğu gibi konuyu entelektüel zeminden Sufizm ya da hadis üzerindeki yazılara çevirmiştir. Müellife göre bu ve benzeri düşünceler derhal terk edilmelidir. Kültür tarihi ile entelektüel tarih aynı kategoride değerlendirilmemelidir. Yine hakeza politik ekonomi tarihi de entelektüel tarihle aynı kategoriye koyulma (...truncated)


This is a preview of a remote PDF: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/611493
Article home page: http://dergipark.org.tr/cuilah/issue/41842/468794

YUSUF ÖTENKAYA. Ahmad S. Dallal, Islam Without Europa Traditions of Reform in Eighteenth-Century Islamic Thought, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD), 2018, pp. 1238-1248, Volume 2, Issue 18, DOI: 10.30627/cuilah.468794