Bilişsel Psikoloji, Zihin ve Beyin
Bilişsel Psikoloji, Zihin ve Beyin
Tuğba BAKIRTAŞ
Bilişsel Psikoloji, Zihin ve Beyin
Edward E. Smith, Stephen M. Kosslyn
ed. Muzaffer Şahin
Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2014, 582 s.
§§§
Kitap, Kolombiya Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörü Edward E. Smith ile Harvard
Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörü Stephen M. Kosslyn’ın kolektif bir şekilde İngilizce olarak
2010 yılında en son gelişmelerin ışığında kaleme almış oldukları eserin 2014 yılında çeviri
grubunun bir yıllık çalışması neticesinde Türkçeye çevrilmiş halidir.
Değerlendirecek olduğumuz bu kitap:“Önsöz, Beyin Zihinsel Faaliyetlere Nasıl Yol AçarAracılık Eder, Algı, Dikkat, Uzun Süreli Belleğin Temsili ve Bilgisi, Kodlama ve Uzun Süreli
Bellekten Geri Çağırma, Çalışma Belleği, Yürütücü İşlemler, Duygu ve Biliş, Karar Verme,
Problem Çözme ve Akıl Yürütme, Motor Biliş ve Zihinsel Benzetim, Dil” bölümlerinden
oluşmaktadır.
2002 yılında kaleme alınan kitabın her bir bölümü kendi alanlarında uzman olan psikologlar
tarafından yazılmıştır. Sekiz yıllık bir çalışmanın sonucunda; sinirbilimi, bilişsel psikoloji içerisinde
ele alarak bu alanda ilk ders kitaplarından birisi olma niteliğini taşımaktadır.
Yazarlar, önsöz kısmında kitabın yazılma amacının öğrencilere bilişsel psikoloji alanında
heyecan uyandırıcı yeni çalışma bulgularını sunmak ve alandaki kilit konulara öğrencilerin
dikkatini çekmek olduğunu belirtmektedirler ( s. Xiii). Kitap, güncel konularla zenginleştirilerek
öğrencilerin konuyu en iyi şekilde öğrenmelerini hedeflemektedir. Her bir bölüme “Tartışma, Daha
Yakından İnceleyelim, Öğrenme Hedefleri, Özet, Eleştirel Düşünme Soruları” başlıkları eklenerek
konuların daha açık anlaşılması ve uzun süreli belleğe aktarımının kolaylaşması
amaçlanmaktadır. Yazarlar, her bir bölümde o bölümün olay örgüsü ile bağlantılı gündelik
yaşamdan bir hikâye ile başlayarak okuyucunun dikkatini cezp etmekte ve konuların modern
bilişsel deneylerle zenginleştirilmesi ile anlaşılmasını kolaylaştırmaktadırlar.
Kitabı, kendi alanındaki diğer kitaplardan ayıran en önemli özelliği; geleneksel bakış açısını
bir kenara bırakıp bilişsel bakış açısından kaleme alınmış olması ve içerisinde daha önceki
kitaplarda yer almayan “duygu” ile ilgili bir bölümün bulunmasıdır.
Psikolojinin kavram olarak ortaya çıkış safhalarına baktığımızda şu evreleri görmekteyiz.
Felsefi bakış açısından filozoflar psykhe’yi ruh olarak değerlendirilmektedir. Ortaçağ
filozoflarından olan Thomas Aquinas insanı beden ve zihin birleşiminden ele alıp zihnin daha
önemli olduğunu vurgulamaktadır. Rönesans düşünürleri ile birlikte felsefi bakış terk edilerek
psykhe zihin olarak nitelendirilmiştir. 1879 yılına gelindiğinde ise Wilhelm Wundt’un ilk modern
Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri, Din Psikolojisi, Yüksek Lisans Öğrencisi
e-posta:
1250 | Tuğba BAKIRTAŞ
psikoloji laboratuarı ile birlikte bilincin doğası incelenmeye başlanmış ve psykhe bilinç olarak ifade
edilmiştir. Yazarların da ifade ettiği gibi; John Watson ile birlikte psikolojinin örtük davranışları
araştırmaktan ziyade gözle görülür elle tutulur süreçleri incelemesi gerektiği bildirilerek, psykhe
davranış olarak kabul görmüştür (s. 6). 1950’lerin sonuna gelindiğinde ise davranışçı yaklaşımın
sınırları bu ekolun terk edilmesine neden olmuştur. Bilgisayarın icat edilmesi ile “bilişsel devrim”
gerçekleşmiş ve insan davranışları uyarıcı tepki bağlamından farklı bir şekilde ele alınmaya
başlanmıştır. Artık bilişsel süreçler irdelenmekte ve bilişin davranışlar üzerindeki tesiri
açıklanmaktadır. Psykhe bu süreçte biliş olarak ele alınmaktadır. Günümüzde ise bilişsel
nörobilim faaliyetlerinin artması ile psykhe biliş/beyin ekseninde izah edilmektedir. Yazarlar ise
burada psikoloji kavramını modern bir izah olarak biliş/beyin ekseninde ele alıp, insan
davranışlarını nörobilim kapsamında izah etmeye çalışılmaktadırlar.
Yazarlar, birinci bölümde kitaptaki konuların çoğunun filozoflar için eski olduğunu
belirtmektedirler (s. 3). Antikçağda bu gün bildiğimiz söylenmeyen hiçbir şey yoktur da diyebiliriz.
Sokrates, Platon, Aristoteles, Galen, Descartes gibi düşünürler psikolojinin temel sorularını ve
problemlerini ele almış ve incelemeyi amaçlamışlardır. Ancak onlar bu konuları ele alıp incelerken
felsefi bakış açısı ile değerlendirmişlerdir, hâlbuki günümüz bilim anlayışı deney ve gözleme
dayalı bilimsel bir bilim ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Yazarlar, zihnin bir makine gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. Her ne
kadar bilişsel devrim ve bilgisayarın icadı ile bilişsel süreçlerin incelenmesi ön plana geçse de
bilgisayar yapay bir zekâdır, insan zihni ise karmaşık ve düşünsel bir yapıyı teşkil etmektedir.
Yazarlar, bilişsel nörobilimi; beynin bütün olarak işlevi ve ayrı ayrı yapılarının işlevleri ile bunların
birbirleri ile entegrasyonu olarak tanımlamaktadırlar (s. 25). Bu şekilde bir tanım yapıldıktan sonra
bilişi tam manasıyla kavramak için hangi yöntemlerin kullanıldığını, kullanılması gerektiğini, bu
yöntemlerin sınırlılıklarını ve beynin ne tür faaliyetlerini analiz ederken dikkate alınması gerektiğini
ifade etmektedirler. Yazarlar, birinci bölüme yöntem bilim içeriğini eklemeleri ile diğer bilişsel
psikoloji alan kitaplarında olmayan bir farklılık ortaya koymuşlardır.
Genel olarak kitap, bilişsel süreçlerimizin neler olduğunu, bu süreçlerin nasıl işlediğini,
beynimizin hangi bölgesinin ne tür işlevlere sahip olduğunu ve bu bölgelerin davranışlarımızı ne
şekilde yönlendirdiğini ifade etmeye çalışmaktadır. Davranış, zihinsel bir faaliyettir, zihin bedene
herhangi bir komut vermeden bedenin hareket etmesi, parmağını dahi oynatması mümkün
gözükmemektedir. Basit gibi görünen pek çok işlemin arkasında karmaşık bir bilişsel süreç yer
almaktadır (s. 18-26)
Beyin, hayatı anlamlı yapan en önemli organ konumundadır. Hatırlamanın, hissetmenin,
kavramanın, akletmenin, karar vermenin, dikkatin, belleğin ve bütün bilişsel süreçlerin ön şartıdır.
Hatta duygularımızın dahi hissedilmesinin yegâne nedeni ve anahtarıdır. Kitapta da ifade edildiği
şekliyle yapılan araştırmalar, duygu içerikli ifadelerin algısı için belli nöral sistemlerin özelleştiğini
ve harekete geçtiğini göstermektedir (s. 329).
Beyin, birbiri ile etkileşim içerisinde olan pek çok nörondan oluşmaktadır. Bu nöronlar
elektriksel uyarımlar neticesinde bilişsel süreçlerimizi meydana getirmektedir. Karar vermenin
dahi beyindeki pek çok noktayı harekete geçirdiği ve tek bir bölgenin o işleve has kılınmadığı
tespit edilmiştir (s. 408). Bu durum en basit eylemlerimizin bile beynimizin kolektif çalışan yapıları
sonucu meydana geldiğini göstermektedir.
Yazarlar, genel bir şablon ile bilişsel süreçleri, pozitif bilim anlayışına uygun bir biçimde,
deneysel ve nörobilimsel bir gözle izah etmeye çalışmaktadırlar. Belli bilgi birikimi olan herkese
hitap edecek tarzda hazırlanmış olup, kullanılan akıcı ve anlaşılır dil ile konuların kavranması
kolaylaşmaktadır. Ancak bazı bölümlerde konunun yeterli d (...truncated)