Budizm’in Çin’e Girişinde İpek Yolunun Önemi ve İşlevi
Budizm’in Çin’e Girişinde İpek Yolunun
Önemi ve İşlevi
Doç. Dr. Hammet ARSLAN
Atıf / ©- Arslan, H.. (2018). Budizm’in Çin’e Girişinde İpek Yolunun Önemi ve İşlevi,
Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 18 (1), 1-21.
Öz- İpek yolu, yaklaşık olarak MÖ 200’lerde Doğu’yu Batı’ya bağlayan antik bir ticaret
yolu olarak kurulmuştur. İpek başta olmak üzere Çin’de üretilen ürünler tarihi yol vasıtasıyla Orta Asya’yı aşarak Hint Alt kıtasına, İran’a, Anadolu’ya, Arap ülkelerine ve
Avrupa’ya taşınmıştır. İpek yolundaki ticari faaliyetler çağlar boyunca sadece ürün ve
eşyaların değil aynı zamanda yeni teknolojilerin, felsefi düşüncelerin, kültürlerin ve
dinlerin de taşınmasını sağlamıştır. Bundan ötürü İpek yolu tarih boyunca siyasi, dini
ve kültürel etkileşimin merkezi olmuştur. İpek yolundaki ticari etkinlikler neticesinde
Budizm farklı kültürlerle ve topluluklarla tanışma fırsatı bulmuştur. İpek yolundaki başlıca ticaret merkezi olan Merv, Buhara ve Semerkand MS II. yüzyıldan itibaren başlıca
Budist merkezleri olmuştur. Budizm, tüccarların maddi desteğiyle İpek yolunu kullanarak Çine ve Asya’nın diğer bölgelerine yayılmıştır. Çin topraklarına giren keşişler, Budist kutsal metinlerini Çinceye çevirmişler, Budizm’i yerli Çin halkına anlatmışlardır.
Anahtar sözcükler- İpek Yolu, Budizm, Çin, Orta Asya, ticaret
§§§
1. Giriş
Budizm, MÖ VI. yüzyılda Hindistan-Nepal sınırlarında doğan ve yaklaşık seksen yıl yaşayan Siddhartha Gotama Sakyamuni’nin görüşleriyle biçimlenmiş bir dindir. Budizm, Hindistan’da verimli topraklara sahip olan Ganj
havzasında gelişmiş, tarih boyunca farklı kültürlerle etkileşim sonucunda kısMakalenin gelişi: 05.04.2018; Yayına kabul tarihi: 12.06.2018
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi, e-posta:
(ORCID: 0000-0002-4703-9952)
2 | Hammet Arslan
men değişime uğrayarak günümüze kadar ulaşmıştır (Schumann, 2004: 1;
Keown, 2003: 45, 310; Parrinder, 1977: 8; Arslan, 2015a: 675-722). Budizm’in
ortaya çıktığı dönemde Veda ilahileri Hint toplumunda hâkim kutsal metin,
brahminler de hâkim din adamı idi. Bunlara karşı bir hareket olarak gelişen
Budizm, kutsal metin kaynaklı kanlı kurban törenlerini ve kast sistemini de
reddederek, herkese açık bir din olarak şekillenmiştir.
Budizm Hint alt kıtasında ortaya çıkmış ve kök salmış olmasına rağmen günümüzde doğduğu bölgelerde çok az sayıda taraftarı kalmıştır. Nitekim Budizm’in dünya genelindeki nüfusu dikkate alındığında sadece %1’lik
kısmı Hint alt kıtasında yaşamaktadır. Buna karşın, Budizm günümüzde Güney, Güneydoğu Asya, Kuzey, Orta ve Doğu Asya’da yaygın bir din konumundadır. Budizm, kabaca, Güney Budizm’i (Theravada) ve Kuzey Budizm’i
(Mahayana) olmak üzere iki mezhebe ayrılmıştır. İlki Sri Lanka, Burma, Tayland, Laos, Kamboçya gibi Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaygındır.
İkincisi ise Tibet, Moğolistan, Nepal, Çin, Japonya ve Kore’de yayılmıştır. Ayrıca yayılmacı bir karaktere sahip olmasından ötürü dünyanın değişik yerlerinde Budistlere rastlamak mümkündür (Arslan, 2015b: I-II).
Budda’nın ortaya koyduğu inanç sistemi ve uygulamalar Budizm’in ortaya çıktığı ilk andan itibaren Hint toplumunda büyük bir yankı uyandırmıştır.
Budda, keşfettiği aydınlanma tekniğini anlatırken etrafında oluşan öğrenci
halkası gün geçtikçe genişlemiştir. Budda’nın öğrencileri arasında sadece Hint
toplumundan dışlananlar değil, aynı zamanda toplumda önemli konuma sahip
ailelere mensup kişiler de yer almıştır. Toplumda hatırı sayılır kişilerin yeni dini
kabulü, Budizm’in tanınmasına ve daha hızlı yayılmasına yol açmıştır. Budizm’i benimseyen insanlar bir tercih yapmak durumunda kalmışlardır. Buna
göre, dine giren kişi ya her türlü dünyevi yaşamı terk edip keşiş hayatı yaşayacak, ya da kendilerini dine adayan keşişlerin varlığını sürdürmesine maddi
destek sağlayacaktır. Bazıları kendini tamamen dinî bir yaşantıya yönelterek
keşiş olmayı seçerken, bazıları da bu tercihi yapanlara katkı sağlamayı seçmiştir.
Dini yaşantıyı benimseyen kişi bütün toplumsal bağlılık ve sorumluluklardan uzaklaştığı için varlığını sürdürme konusunda ikinci kategorideki dindarlara muhtaçtır. Keşişin kılık-kıyafet, yeme-içme, barınma gibi bütün ihtiyaçlarını dindarlar karşılar. Keşiş de bunun karşılığında dindarlara Budist öğreti,
Budda’nın örnek davranışları, meditasyon uygulamaları ve ahlaki esaslar
hakkında bilgiler vererek dindarların manevi ihtiyaçlarını karşılar. Böylece
kendi tercihlerini yapan iki grup arasında karşılıklı bir ilişki ortaya çıkar. Buradan anlaşıldığı üzere Budist keşiş ilk tercihi esnasında toplumdan ve toplumÇÜİFD, 2018, cilt: 18, sayı: 1, ss. 1-21
Budizm’in Çin’e Girişinde İpek Yolunun Önemi ve İşlevi | 3
sal işlevlerden uzaklaşırken, keşişliği sürdürme aşamasında yeniden toplumun içerisine dönmektedir. Keşiş veya dinî cemaat (sangha) insanlardan
kopuk biçimde varlığını sürdüremez. Toplum da keşiş olmadan dinî hayatın
derinliklerine vakıf olamaz. Bu karşılıklı ilişki dindarların ve keşişlerin birlik,
beraberlik vehuzur içerisinde yaşamasına ve Budizm’in uzun yıllar varlığını
devam ettirmesine neden olmuştur (Arslan, 2015b: II-III).
Budizm’in dünya genelinde çok geniş bir coğrafyaya yayılmasının
başlıca etkeni sangha, yani Budist keşişler topluluğudur. Çünkü Budda, öğretisini anlatmaya başladığı esnada etrafında toplanan ve keşişliği tercih eden
insanlara dört bir yana dağılmalarını ve insanları acı ve ızdıraptan kurtaracak
tekniğini tüm insanlığa anlatmalarını istemiştir. Bunu emir kabul eden ilk keşişler, Hint alt kıtasına dağılarak Budist aydınlanma tekniğini yaymaya başlamışlardır. Bu süreçte keşişler Budda’yı otoriter bir model olarak görmüşlerdir.
Budda’nın ölümünden sonra da keşişler, öğretiyi aynı şekilde değişik coğrafyalarda, farklı insan gruplarına anlatmaya devam etmişlerdir. Bu süreçte Budda’nın otoritesinin yanına Budist öğreti (dhamma) ve Budist topluluk (sangha)
da eklenmiştir. Bundan sonra keşişler dinin temel esaslarını oluşturan Budda,
Dhamma ve Sangha üçlüsüne bağlı olarak yeni üye kazanma veya dindar
kitle edinme faaliyetlerini sürdürmüşler, böylelikle dünyanın dört bir yanına
yayılmışlardır (Dhammananda, 1998; Mahathera, 2010; Sangharakshita,
2001; Mizuno, 2003; Burtt, 1955; Conze, 1962; Conze, 2008; Harvey, 2000;
Keown, 1992; Williams & Tribe, 2000; Conze, 1988; Tachibana, 1994; Arslan,
2015b: III).
Budda, keşiş, keşişe, dindar erkek ve dindar kadından müteşekkil
dört unsurlu bir topluluk kurmuştur. Keşiş ve keşişeler kendilerini dine adarlar
ve dindarların manevi açıdan gelişmesini sağlarlar. Dindarların görevi keşiş ve
keşişelerin gereksinimlerini karşılamak ve manastırları yaşatmaktır. Budist
keşiş ve tüccarlar henüz Budda hayatta iken Budda’nın mesajını yaymak için
Hindistan dışına yolculuklar yapmışlardır. Bu olay dünya dinleri dikkate alındığında geniş ölçekli ve organize ilk yayılma faaliyeti kabul edilir. Ticaretle uğraşan kimselerin Kuzeybatı Hindistan’da henüz Budda hayatta iken Budist öğretiyi yaymaya başladıklarını ifade eden anlatıml (...truncated)