Seyfeddin el-Bâharzî’nin Şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ’ya Arz Ettiği Vâkıalar: Vekâyiu’l-halvet
Seyfeddin el-Bâharzî’nin Şeyhi Necmeddîn-i
Kübrâ’ya Arz Ettiği Vâkıalar: Vekâyiu’l-halvet
Dr. Öğr. Üyesi Mahmud Esad ERKAYA
Atıf / ©- Erkaya, M. E. (2018). Seyfeddin el-Bâharzî’nin Şeyhi Necmeddîn-i
Kübrâ’ya Arz Ettiği Vâkıalar: Vekâyiu’l-halvet, Çukurova Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dergisi, 18 (1), 23-46.
Öz- Vâkıa, tasavvufta sâlikin kalbine gayb âleminden gelen işaret ve mânâları
ifâde etmektedir. Esas itibariyle rüyaya benzemekle birlikte uyku ile uyanıklık
arasında meydana gelmesi itibariyle umumiyetle rüyadan ayrı bir hal olarak
yorumlanmaktadır. Buna rağmen bazı sûfîler rüyaların da vâkıa kapsamında
değerlendirilebileceği kanaatindedir. Vâkıalar, Allah’ın emir ve yasaklarına
itina ile riayet eden kulların bütün zamanını zikir ve ibadetle geçirmesi neticesinde kalpte oluşabildiği gibi mânevî alanda kabiliyet sahibi kimselerin kalplerine birtakım mânâ ve ilhamların doğması şeklinde de meydana gelebilmektedir. Tasavvufta vâkıalar, seyrü sülûk boyunca kişinin ruhi gelişimine ışık tutan
bir emare olarak görülmüş, özellikle halvete giren sâlikin gördüklerini şeyhine
anlatması neticesinde şeyhinin yorumları doğrultusunda kendisini yönlendirmesi ile zikir vazifelerine devam etmesi konusunda önemli bir kıstas ve işaret
olarak yorumlanmıştır. Halvet esnasında görülen Vâkıalar şeyhe arz etmek
gayesiyle yazıya geçirilmiş, böylece tasavvuf edebiyatında Vâkıât türü ortaya
çıkmıştır. Vâkıât literatürünün örneklerinden biri de Kübreviyye tarikatı şeyhlerinden Seyfüddîn Saîd b. el-Mutahhar b. Saîd el-Bâharzî’nin (ö. 659/1261)
şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ’ya (ö. 618/1221) arz etmek için yazdığı Vekâyiu’lhalvet yahut Vâkıât adlı eseridir. Bu eser henüz yayınlanmamış olup el yazması haliyle mevcuttur. Şeyhinin emri üzerine kaleme aldığı beş varaktan
oluşan bu yazmada Bâharzî’nin yedi ayrı vâkıası yer almaktadır. Makale kapsamında öncelikle Bâharzî’nin hayatından bahsedilecek, ardından tasavvufta
Makalenin gelişi: 09.05.2018; Yayına kabul tarihi: 12.06.2018
Bu çalışma 17-21 Temmuz 2017 tarihlerinde düzenlenen “Avrasya Zirvesi” kongresinde
“Seyfeddin Bâharzî’nin Vâkıaları” adıyla sunulan tebliğin gözden geçirilerek genişletilmiş halidir. Ayrıca çalışma, Çukurova Üniversitesi BAP birimi tarafından SBA-2017-8229 kodlu proje
kapsamında desteklenmiştir.
Ankara Hacı Bayram Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı, e-posta:
(ORCID: 0000-0003-3981-4688)
24 | Mahmud Esad Erkaya
vâkıa kavramı ve vâkıaların tasavvufî eğitimdeki fonksiyonu üzerinde durulacak, sonrasında ise Bâharzî’nin vâkıalarının çevirisine yer verilecektir.
Anahtar sözcükler: Seyrü Sülûk, Vâkıa, Vâkıât, Bâharzî, Kübreviyye
§§§
Giriş
Tasavvufî eğitim, bir mürşidin gözetiminde kişinin nefsini terbiye ve
ruhunu tasfiye ile gerçekleşir. Bu eğitim sürecinde müridin kendi çaba ve gayreti kadar onun hal ve tavırlarını takip etmek suretiyle maddeten ve mânen
istidadı doğrultusunda ibadet, riyâzet ve mücâhedesine yön veren mürşidin de
önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Zira tasavvufî eğitimde mürid şeyhinin
direktifleri doğrultusunda hareket ettiği müddetçe ulaşılmak istenen gayeye en
kısa bir şekilde ulaşabilecektir. Vâkıalar, şeyhin, müridinin durumunu takip
etmesi için önemli bir alet vazifesi görmekte ve vâkıaların yorumları neticesinde müridin durumu şeyhe aşikâr olmaktadır.
Öte yandan tasavvufun, hemen her mutasavvıf tarafından dile getirildiği gibi, yaşanılarak diğer bir ifâde ile tecrübe edilerek öğrenilebilecek bir ilim
olması tasavvufî eğitimden yoksun olan kimselerin mutasavvıfların vâkıf oldukları halleri anlamalarını güçleştirmektedir. Bununla birlikte her ne kadar
tasavvufun tecrübe edilmeden anlaşılması zor olsa da büyük sûfîlerin telif
ettikleri eserlerden bir nebze de olsa tasavvufun ne olduğuna dair intiba edinmek mümkün olmaktadır. Bu bağlamda vâkıât türü eserler sûfîlerin tecrübe
ettikleri duygu ve hissiyâtı aktarması bakımından önemli kaynaklardır.
Ne var ki günümüzde neşredilen vâkıât türü eserler çok sınırlıdır.
Vâkıat literatürünü açığa çıkarmak adına modern dönemde yapılan çalışmalara bakıldığında öncelikle bu alanda hazırlanmış bazı doktora ve yüksek lisans
tezleri hemen göze çarpmaktadır. Bunlar arasında Aziz Mahmud Hüdâyî’nin
(ö. 1038/1628) Vâkıât’ı, 1 İbrâhim Râkım Efendi’nin (ö. 1163/1749) Vâkıât-ı
1
Bkz. Mustafa Bahadıroğlu, “Vâkıât-ı Hüdâyî’nin Tahlîl ve Tahkîki (I. Cild)” (Doktora Tezi,
Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2003); Mustafa Nalbat, “Vâkıât-ı Hüdaî’nin
Tahlil ve Tahkiki (II. Cild)” (Erciyes Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı Tasavvuf
Bilim Dalı, 2017); Hilal Çetin, “Vâkıât-ı Hüdâyî'nin Tahlîl ve Tahkîkî (17 Ramazan 986/30
Rebiü'l âhir 987)” (Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim
Dalı Tasavvuf Bilim Dalı, 2018); Hacer Ekici, “Vâkıât-ı Hüdâyî’nin Tahlîl ve Tahkîki (1 Rabîu’lÂhir-9 Şevvâl/987)” (Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim
Dalı Tasavvuf Bilim Dalı, 2017).
ÇÜİFD, 2018, cilt: 18, sayı: 1, ss. 23-46
el-Bâharzî’nin Necmeddîn-i Kübrâ’ya Arz Ettiği Vâkıalar | 25
Hazret-i Niyazi-i Mısrî adlı eseri, 2 Halvetî şeyhi Gazzîzâde Abdullatif Efendi’nin (ö. 1247/1831) Vâkıât’ı3 ve Hüseyin Vassâf’ın (ö. 1929) Vâkıât’ına4 dair
yapılan çalışmalar yer almaktadır. Bunların haricinde gün yüzüne çıkartılması
gereken vâkıâtların bulunması da muhtemeldir. İşte makalede ele alacağımız
Seyfeddin el-Bâharzî’nin vâkıaları halvet esnasında müridin gayb âleminden
kendisine gelen mânâları yansıtacak ve böylece tasavvufî tecrübe konusunda
fikir edinmemizi sağlayacak türden eserler arasındadır.
Makalede öncelikle Seyfeddin el-Bâharzî’nin hayatı ele alınacak ve
ardından tasavvuftaki vâkıa kavramı üzerinde durulacaktır. Akabinde
Bâharzî’nin Vâkıat’ı tahlil edildikten sonra eserdeki vâkıalar Necmeddîn-i Kübrâ’nın (ö. 618/1221) yorumları ile birlikte ele alınacaktır.
a. Seyfeddin el-Bâharzî (ö. 586-659/1190-1261)
Seyfeddin Ebü’l-Meâlî Saîd b. el-Mutahhar b. Saîd b. Ali el-Bâharzî,
Kübreviyye tarikatının önemli simalarından biridir. Öyle ki Kübreviyye’nin
Bâharziyye kolu da kendisine nispet edilmektedir. 586/1190 yılında Bâharz’da
dünyaya gelmiştir. Bu sebeple Bâharzî nisbesiyle anılmaktadır. Bâharz ise
Nîşâbur ile Herat arasında bulunan bir vilayettir. 5 Günümüzde İran sınırları
içerisinde bulunmaktadır.
Kaynaklarda Bâharzî’nin hayatı ile ilgili olarak onun fazileti, ilmî kişiliği, tasavvufî yönü ve siyasiler ile olan münasebetlerini konu edinen pek çok
rivâyete rastlamak mümkündür. Bunlar arasında aynı zamanda bir muhaddis
olması hasebiyle olmalı ki ricâl kaynaklarında faziletlerine dair birtakım rivâyetler yer aldığı hemen görülmektedir. Söz gelimi Zehebî’nin (ö. 748/1348)
naklettiğine göre İbnü’l-Fuvatî (ö. 723/1323) günümüze tamamı ulaşmamış
olan Mu‘cemü’l-elkâb adlı eserinde Bâharzî’yi hâfız, zâhid, vâiz, muttaki, fesa-
2
Kamil Beki, “İbrahim Râkım Efendi Vâkıât-ı Niyazî-i Mısrî İnceleme - Metin” (Yüksek Lisans
Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997).
3
Hamdi Tek (...truncated)