Arap Dünyasında Selefilik ve Selefi Hareketler
Academic Platform Journal of Islamic Researches 4‐1, 113‐118, 2020
Academic Platform Journal of Islamic Researches
journal homepage: http://apjir.com/
Arap Dünyasında Selefilik ve Selefi Hareketler
Ed: Beşir Musa Nafi, İzzuddin Abduʹl Mevla, El‐Hevvas Takiyye/Çeviri: Nurullah Çakmaktaş, İstanbul, Yarın
Yayınları, 2016, 283 sayfa
ISBN: 978‐605‐9931‐25‐0
Seda Çelik
Yüksek Lisans Öğrencisi, Karabük Üniversitesi, S.B.E, Karabük, Türkiye
Kitap Kritiği
Geliş Tarihi: 20.03.2020
Kabul Tarihi: 23.03.2019
Editöryal bir çalışma olarak yayınlanmış olan “Arap
Dünyasında Selefilik ve Selefi Hareketler” kitabı,
konusunda
uzman
araştırmacılar
tarafından
hazırlanmıştır. Kitap “giriş” kısmı ve her biri farklı
ülkelerdeki selefî oluşumları anlatan on beş bölümden
oluşmaktadır. Yazar, kitabı için “Bu kitap, Arap
ülkelerindeki selefî cemaat haritasını tümüyle ele alan
kapsamlı bir araştırma iddiasında olmayıp selefîlik
olgusunun incelenmesi için bir ‘giriş kitabı’ olma
özelliği taşımaktadır.” vurgusunu yapmaktadır.
Bununla
birlikte
kitabın
içinde
cevabını
bulabileceğimiz soruları şu şekilde sıralamaktadır:
“Arap dünyası içindeki söz konusu bu faal selefi
cemaatler kimlerdir? Bu cemaatler nasıl neşet
etmişlerdir ve ilham kaynakları nelerdir? Diğer İslâmî
cemaatlerle ve geleneksel ulema kurumu ile nasıl bir
ilişki içindedirler? Bu cemaatlerin itibar ettiği
şahsiyetler ve cemaat adına konuşan davetçiler ve
âlimler kimlerdir? Bu cemaatler tutarlı bir ideolojik
vizyona sahipler midir ve neyi gerçekleştirmeye
çalışmaktadırlar?” (s. 8).
Kitabın orijinal ismi “ez‐Zâhiretü’s‐Selefefiyye (et‐
Te’addudiyyetu’t‐Tanzimiyye
ve’s‐Siyâsât)
olup
çevirisini selefîlik üzerine birçok bilimsel çalışması
bulunan Nurullah Çakmaktaş1 yapmıştır. Birinci
bölümde selefîliğe genel bir çerçeveden bakan yazar,
selefîliğin başlangıçtan günümüze olan tarihî gelişim
sürecini ele almıştır. Diğer bölümlerde ise bundan
farklı bir yol izleyerek selefîliği ayrı ayrı ülkeler
temelinde analiz etmiştir.
“Ehl‐i sünnet‐i hâssa” olarak da anılan selefiyye;
kendilerini “ehlü’s‐sünne, ehlü’l‐hadîs ve’s‐sünne,
ehlü’l‐hak” olarak tanımlamaktadır. Sözlükte “önce
gelmek, geçmek, geçmişte kalmak” anlamındaki selef
(sülûf) kelimesinden gelen selefiyye; “geçmiş insanlar,
soy, fazilet ve ilim bağlamında önce gelip geçenler”
demektir. Selef, terim olarak ilim ve fazilet açısından
Müslümanların önderleri sayılan ashap ve tâbiîn için
kullanılır.2 Bu bağlamda tarihi kökleri olan selefîliğin
nev‐zuhur bir düşünce sistemi olmadığı söylenebilir.
Hicri üçüncü asırda selefîlik, Halku’l‐Kur’an ve mihne
politikaları kapsamında Ahmed b.Hanbel’in (ö:855)
Mutezile’nin görüşlerine karşı çıkmasıyla anılmıştır.
Hicri 7. yüzyılın ikinci yarısında yetişip çok sayıda eser
telif eden Takıyyüddin İbn Teymiyye (ö: 1328) ve onun
en önemli öğrencisi İbn Kayyim el‐Cevziyye,
Selefîliğin önde gelen isimlerinden kabul edilir. Bu
ikisinin çalışmalarıyla ehl‐i hadîs ekolü sistematik
Selefîliğe dönüşmüştür.3 Kitabın yazarı Beşir Musa
Nâfi, selefî ekolün özelliklerini belirlemede İbn
Teymiyye’nin
sunduğu
katkıları
şu
şekilde
sıralamıştır: “Allah’ın sıfatları konusunda tevilden
sakınmak, Allah’ın kendisine bahşettiği irade sebebiyle
insanın kendi fiillerinden sorumlu olduğunu
vurgulamak, din ve şeriatın kaynağı olarak kurucu
naslar olan Kur’ân ve sünneti öncelemek, ictihada
çağırmak, teorik ve pratik görünümleriyle tasavvufa
ve mezhepsel aşırılığa karşı çıkmak.”(s.19) 17.yüzyıla
kadar geçen sürede, İbn Teymiyye görüşü
kapsamındaki selefî düşünce kesintiye uğramış, söz
Arş. Gör., Marmara Üniversitesi, Orta Doğu ve İslam Ülkeleri
Araştırmaları Enstitüsü.
2 M. Sait Özervarlı. (2009). ʺSelefiyyeʺ, DİA, Cilt:36, s. 399.
3
1
Özervarlı, a.g.m, s. 400.
Seda Çelik
Academic Platform Journal of Islamic Researches 4‐1, 113‐118, 2020
konusu tarihten sonra “ihya hareketleri” adı altında
İbn Teymiyye’nin düşüncelerini tekrardan hayata
geçirme çabaları zuhur etmiştir. Nâfi, selefîliğin yakın
zamanda
Müslümanlar
arasındaki
etkinliğini
arttırmasına ve birtakım sebeplerle selefî düşüncede
çeşitliliğin çoğalmasına yönelik değerlendirmesi ile
birinci bölümü tamamlar.
Hişâm b. Ğâlib, ikinci bölümde, Suudi Arabistan’da
bulunan selefî oluşumlar kapsamında Vehhabî
hareketin ortaya çıkışı, temel görüşleri ve çeşitli selefî
grupların oluşumundan bahseder. Ancak bunu sadece
muhalif selefî akımlar üzerinden ele alır. Vehhâbîliğin
kurucusu olan Muhammed b. Abdülvehhâb, Hanbelî
kadısının oğlu olarak H. 1115 (M.1703) yılında
dünyaya gelir. Abdülvehhâb ile siyasî lider
Muhammed b. Suud arasında yapıldığı iddia edilen bir
anlaşmaya göre Suûdî emîri, şeyhin Suûdî
hâkimiyetini desteklemesi taahhüdü karşılığında
Vehhâbî davasını yayma hususunda her türlü yardımı
yapmaya söz vermiştir. Böylece İbn Abdülvehhâb,
fikirlerini yayabilmek için ihtiyaç duyduğu siyasî
desteğe, İbn Suûd da siyasî hâkimiyet alanını
genişletebilmek için güçlü bir dinî şahsiyete kavuşur.4
Ğalib’e göre bu ittifak günümüz Suudi Arabistan
Krallığı olarak bilinen ülkenin kuruluşuna vesile olur.
Bilindiği üzere Suud’da Vehhabîlik görüşü hâkimdir.
Günümüzde selefîlik denince ilk akla gelen,
Vehhâbîliktir. “İslâm tarihi boyunca benzeri pek çok
fikir ortaya çıkmasına rağmen Vehhâbîlik kadar kolay
yayılan ve siyasal boyut kazanan başka bir fikir
hareketi görülmemiştir.”5 Bunda Suudi Arabistan’ın
diğer ülkelerde selefîlik anlayışını kabul ettirme
çabalarının etkisi büyüktür. Ayrıca Arabistan’ın
coğrafî konumu, her ülkeden insanlarla muhatap
olması ve kendi içinde bedevî hayat tarzını yaşıyor
olması da sebepler arasında düşünülmektedir.6 Ğalip,
Vehhâbîliğin temel fikirlerini, “bazı durumlar dışında
yöneticiye isyanın caiz olmaması” ve “kâfirlerin dost
edinilmesinin haram sayılması (verâ‐berâ)” olarak
ifade eder. Bu düşüncelerin siyasî, iktisadî veya sosyal
sorunlara yol açması sonucu bazı dinî kurumların
ortaya çıktığını belirtir. Ğalib, bazı araştırmacıların7
fikirlerini esas alarak Abdülvehhab’ın ictihadı ihmal
etmesinin, tamamen Hanbelî ekolün fetvalarını taklit
ettiğini ve bunun bir çelişki olduğunu gösterdiğini
vurgulamıştır. Ancak Abdülvehhab’ın eserlerinde İbn
Teymiyye ve İbn Kayyim el‐Cevziyye’nin kitaplarına
sıkça başvurması, onun bu şahsiyetlerin bir mukallidi
veya bir Hanbelî âlimi olarak değerlendirilmesi için
yeterli olmadığı düşünülmektedir8. Kitabın yazarı,
Suudi Arabistan’da bulunan selefî oluşumların, en
genel ifadeyle “aksiyoner hareketler” ile “bu şekilde
olmayanlar” olarak ele alınması gerektiğini ifade
etmiştir. Ona göre, aksiyoner selefîlik olan “sahve
hareketi”nin düşünce sistemleri, İhvân‐ı Müslimin’in
fikriyatı ile Vehhabîliğin mezcedilmesi aracılığıyla
oluşmuştur. Geleneksel Selefîlik tevhid‐i ulûhiyet,
bidatlerle mücadele, selefî cemaatlere bağlılığın
güçlenmesi (Velâ ilkesi) ve hâkim yöneticiye itaat
konuları üzerine odaklanan net bir çizgiyi
benimsemektedir” (s.48). Câmiye Selefîliği (es‐
Selefiyyetü’l‐Câmiye) ve Ehl‐i Hadis grubu (Elbânî
Grubu) aynı düşünce sistemine sahip olmakla beraber
Elbânî Grubunun (...truncated)