Balkanlarda Bacıyân Evkâfı
Journal of International Eastern European Studies/Uluslararası Doğu Avrupa
Araştırmaları Dergisi, Vol./Yıl. 2, No/Sayı. 1, Summer/Yaz 2020) ISSN: 2687-3346
Balkanlarda Bacıyân Evkafı*
Vedat Turgut*
(ORCID ID: 0000-0001-7552-4704)
Makale Gönderim Tarihi
13.04.2020
Makale Kabul Tarihi
12.06.2020
Özet
Devlet-i Âliyye’nin kuruluşunda hizmeti geçen gruplar, Baba İlyas’ın
torunlarından Aşık Paşazâde tarafından dört grup halinde sunulmuş, bunların
birbirleriyle girift bir yapıda oldukları da sonraki çalışmalarla ortaya
konulmuştur. Toplumsal yapının bel kemiğini/ruhunu oluşturan “ahilik”
kültürü içerisinde kadınların çok önemli bir yeri bulunuyordu. Toplumun lider
karakterli kadınları, “ana”, “bacı” gibi sıfatlarla anıldılar. İktidarın belirlenmesi
ve değişiminde kadınların hangi kandan geldikleri de oldukça belirleyiciydi.
Fütüvvet ruhunun İslam dünyasında peygamber döneminden itibaren gençler
arasında yerleştirilmeye başlandığı bilinir. Fakat XIII. yüzyıl İslam Dünyası’nın
içinde bulunduğu durum, bu ruhun yeniden inkişafının ne şekilde ve kimler
tarafından gerçekleştirildiğinin fazlasıyla merak edilmesini sağlamıştır. Türkİslam toplumunda her dönemde “Bacı”lar, çok önemli toplumsal roller
üstlendiler. Hacı Bektaş Velî’nin el verdiği Fatma Bacı’nın Ahi Evren’in hanımı
ve Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olduğu yönündeki hâkim görüşün aksine, Hacı
Bektaş Velî ile çok daha yakın ilişki içerisinde olan bir başka Fatma Bacı, bu
çalışma vesilesiyle tanıtılmış ve Balkanlar’daki Osmanlı hâkimiyetinin tesisinde
hizmeti geçen Osmanlı kadınları, kurdukları vakıflar vasıtasıyla bu çalışmanın
konusunu teşkil etmişlerdir. Çaldıran Savaşı’nda esir olarak ele geçirilen Şah
İsmail’in “Bihruze/Behruze” adındaki hatununun da Selanik’te tesis ettiği vakıf
ile “bacıyan” arasındaki en dikkat çekici sima olarak tebarüz ettiği
görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Şah İsmail, Bacıyan, Hacı Bektaş Velî, Fatma Bacı,
kadın.
* Bu makale, daha önce tarafımdan yayımlanan kitap içerisinde bulunan bir bölümün
gözden geçirilmiş halidir. Bkz. Yitirilen Mirasımız: Balkanlarda Kurulan Osmanlı
Vakıfları (Fethinden XVI. Yüzyılın Sonlarına Kadar), Türk Dünyası Kültür Başkenti Vakfı
Yay., İstanbul 2016, s. 223-260.
* Doç. Dr., Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü,
Türkiye, .
Balkanlarda Bacıyân Evkafı
245
Bacıyân Foundations in the Balkans
Abstract
The groups that served in the establishment of Devlet-i Âliyye were
presented in four groups by Aşık Paşazâde, one of the grandchildren of Baba
Ilyas, and it was demonstrated that these were in an intricate structure with
each other. Women had a very important place in the culture of “ahi” that
formed the backbone / spirit of the social structure. The leading character
women of the society were remembered with adjectives such as "ana" and
"bacı". In the determination and change of power, the blood from which
women came was also decisive. It is known that the spirit of Futuwat began
to be placed among the youth in the Islamic world since the time of the
prophet. However, the situation of the Islamic World of the XIII. century made
it possible to wonder how and by whom the reconstruction of this soul was
realized. In the Turkish-Islamic society, people called "Bacı" played important
social roles in every period. Contrary to the dominant view that Fatma Bacı,
who was lend handed by Hacı Bektaş Veli, is the wife of Ahi Evren and the
daughter of Evhadüddin Kiramanî, another Fatma Bacı was introduced
through the study and the Ottoman women who served in the establishment
of the Ottoman domination in the Balkans constituted the subject of this
study through the foundations they established. It is seen that Shah Ismail's
wife named "Bihruze / Behruze", who was seized as a prisoner in the Battle of
Çaldıran, also appeared as the most remarkable face between "Bacıyan"
thanks to the foundation established in Thessaloniki.
Keywords: Shah Ismail, Bacıyan, Hacı Bektaş Velî, Fatma Bacı, Woman.
Giriş
Aşıkpaşazâde tarafından devletin dört temel direği olarak
adlandırılan “Gaziyân-ı Rum”, “Abdalân-ı Rum”, “Ahiyân-ı Rum” ve
“Bacıyân-ı Rum” grupları üzerinde pek çok araştırma yapılmış,
bunlardan sonuncusunun gerçekten var olup-olmadıkları bir muamma
olarak addedilmiştir1. Böyle bir teşkilatın var olmadığı yönündeki
düşüncelerin, yapılan araştırmaların kadınların gerektiğinde savaşan
1
Aşıkpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman, (Haz. N. Öztürk), İstanbul 2013, s. 323-324;
Hünkâr Hacı Bektaş Velî Velâyetnâmesi, (Yay. Haz. H. Duran-D. Gümüşoğlu), Ankara
2010, s. 213vd.
Vedat Turgut
246
bir sosyal, siyasi ve askeri birlik oluşturup-oluşturmadığı konusu
üzerinde durmasından kaynaklandığı söylenebilir.
Tarihi kaynaklarda Anadolu’da “ahilik” adıyla anılan teşkilat
bünyesinde genç erkek ve hatunların sosyal siyasette ve iktisadî
hayatın idamesinde çok önemli vazifeler üstlendikleri belirtilir. Mikail
Bayram, Evhadüddin Kirmanî adına kaleme alınan menâkıbtan
hareketle Hacı Bektaş Velî’nin el verdiği “bacı”nın Ahi Evren’in eşi ve
Evhadüddin’in kızı olan Fatma Bacı olduğunu belirtir2. İslam
dünyasında ve özellikle Anadolu’da Fatma Bacı gibi pek çok “bacı”nın
XIII. yüzyılda ve öncesinde de var olduğu muhakkaktır. Bununla
beraber, Hacı Bektaş Velî’nin el verdiği Fatma Bacı’nın kim olduğu
meselesi, Bektaşiyye’yi teşkilatlandıran kişi olması hasebiyle oldukça
önemlidir. Ahi Evren’in hanımı ve Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olan
Fatma Bacı’dan başka, Hacı Bekteş Velî’den el almış olması kuvvetle
muhtemel olan bir başka Fatma Hatun daha bulunmaktadır. Hacı
Bektaş Velî gibi Horasan’dan Anadolu’ya gelen ve Kalenderîyye’yi
teşkilatlandırdığı belirtilen Cemalüddin Musa’nın (Savî), Zile’de medfûn
olduğunu gösteren vakıf kaydı bu bağlamda oldukça önemlidir. Onun
kurduğu tarikatın meşrebi kalenderîlik olarak tanımlanabilirse de
gerçekte adının “Bayezidîyye” olduğu bu vakıf belgesinden anlaşılır.
Cemalüddin Musa Paşa, Zile’de vefat ettikten sonra tarihî kaynaklarda
Cemalüddin Zilî olarak anılmıştır. Karaca Ahmed’in ve babası Rumtaş
Paşa’nın da mürşidi olan Cemalüddin Musa3’nın en önemli müridi
şüphesiz ki Şeyh Osman-ı Velî’nin oğlu Alaüddin Ali el-Mücerred’dir4.
Araştırmalar her ne kadar Cemalüddin Musa ile Şeyh Osman’ın
aralarının sonradan açıldığını göstermiş olsa da bu vakıf belgesi,
iddiaların tam tersini ortaya koyar5. Abdülkadir-i Geylanî’nin Şeyh
Abdülaziz Sincarî adındaki oğlundan torunu olduğunu düşündüğümüz
2 Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacılar Teşkilatı), İstanbul
2016, s. 11vd.
3 Karaca Ahmed Sultan Menâkıbnâmesi: (Haz. D. Gümüşoğlu), İstanbul 2013, s. 33vd.;
Hüseyin Özcan-C. Sezen Gönenç, “Yazılı ve Sözlü ortamlardaki Karaca Ahmet Sultan
Menkabelerinin Karşılaştırılması”, Turkish Studies, 10/4, (2015), s. 717-746.
4 VGMA, D. 1966, s. 1-4/1-4.
5 A. Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfilik: Kalenderiler (XIV-XVII.
Yüzyıllar), Ankara 2010, s. 37-31vd.; Tahsin Yazıcı, “Cemâleddin-i Sâvî”, Türkiye Diyanet
Vakfı İslam Ansiklopedisi (Dİ (...truncated)