Kuramdan Yönteme “Ruh Sağlığı-Din” Çalışmalarında Karşılaşılan Güçlükler
Kuramdan Yönteme “Ruh Sağlığı-Din” Çalışmalarında
Karşılaşılan Güçlükler∗
Doç. Dr. Asım YAPICI∗∗
Atıf / ©- Yapıcı, A. (2011). Kuramdan Yönteme “Ruh Sağlığı-Din” Çalışmalarında Karşılaşılan
Güçlükler, Çukurova Üniversitesi Đlahiyat Fakültesi Dergisi 11 (2), 25-61.
Özet-. Bu çalışmanın amacı, ruh sağlığı ile dindarlık arasındaki ilişkiyi konu edinen ampirik
çalışmalarda karşılaşılan teorik ve metodik problemleri tespit ve tartışmaktan ibarettir. Özellikle
ABD ve Avrupa bilim çevrelerinde psikiyatrlar, psikologlar ve din psikologları ruh sağlığıdindarlık ilişkisini yoğun bir şekilde incelemektedirler. Türkiye’de henüz istenilen düzeyde olmasa da bu konuya ilginin her geçen gün daha fazla arttığı görülmektedir. Ancak gerek yurt içi
gerekse yurt dışı çalışmalardan elde edilen sonuçlar birbirini dışlayacak kadar çeşitlilik arz
etmektedir. Bu durum sosyo-kültürel ve dini faktörlerden kaynaklandığı gibi bireysel faktörlerden de kaynaklanmış olabilir. Ancak aynı ya da benzer kültürel yapıda gerçekleştirilen çalışmalarda da tutarsız sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu ise araştırmanın hemen her aşamasında araştırmacının kişisel tercihlerinin devreye girdiği anlamına gelmektedir. Çünkü din, dindarlık ve ruh
sağlığı kavramları nasıl tanımlanıyorsa ona göre sonuçlar elde edilmektedir. Örneklem seçiminden kullanılan ölçeklere kadar pek çok hususta da aynı sorun devam etmektedir.
Anahtar sözcükler- Din, Dindarlık, Dindarlık Tipleri, Dindarlığın Boyutları, Ruh Sağlığı, PsikoSosyal Uyum
§§§
∗
8-10 Ekim 2010 tarihlerinde Konya’da gerçekleştirilen “Din Psikolojisinin Đmkânları, Sınırları ve Gelecek Vizyonu” konulu I. Ulusal Din Psikolojisi Kongresi’nde sunulan bildirinin yeniden gözden geçirilerek makale formatında düzenlenmiş şeklidir.
∗∗
Çukurova Üni. Đlâhiyat Fakültesi Din Psikolojisi Anabilim Dalı, e-posta:
Doç. Dr. Asım YAPICI
Giriş
Avrupa ve ABD’de özellikle 1980’lerden sonra artmaya başlayan ruh sağlığıdindarlık araştırmaları günümüzde daha da hızlanmıştır. Ampirik çalışmalar üzerinden
gerçekleştirilen meta-analitik araştırmalar bu konuda devasa bir literatürün oluştuğunu
ortaya koymaktadır.
Ruh sağlığı – dindarlık ilişkisini konu edinen çalışmalar Avrupa ve ABD’de psikologlar, din psikologları, psikiyatrlar hatta zaman zaman sosyologlar tarafından yürütülürken
ülkemizde bu konuya ilgi duyanlar genellikle ilahiyat çevrelerindeki din psikologlarıdır. Bu
durum başta tek yönlü bakış açısı olmak üzere çok çeşitli sıkıntıları beraberinde getirmektedir.
Ülkemizdeki akademisyenlerin kahir ekseriyeti, ruh sağlığı-dindarlık çalışmalarını
teori ve yöntem bakımından pozitivist metodolojinin önermeleri doğrultusunda gerçekleştirmektedirler. Bu noktada kuramsal açıdan özellikle “başa çıkma”, “bağlanma stilleri ” ve
“atıf” teorileri tercih edilmekte, araştırmalarda genellikle nicel yöntem benimsenmekte;
anket, test, ölçek vs. tekniklerle veriler toplanmakta, istatistiksel çözümlemelerle bulgulara
ulaşılmaktadır. Hem söz konusu teoriler, hem de ölçekler ya temelde Batı kökenli ya da
Batılı literatürden beslenerek hazırlanmaktadır. Bu bağlamda şu soruyu ön plana çıkartmanın anlamlı olduğu kanaatindeyiz: Müslüman insan tipi ve dindarlığı dikkate alınmadan,
Batıda şekillenen insan tipleri ve dindarlık modelleriyle gerçekleştirilen çalışmalar, Müslüman Türk insanını ne kadar tahlil edebilir? Bu sorudan hareketle çalışmamızın birisi özel
diğeri genel olmak üzere iki problem etrafında yoğunlaşacağını söylemek durumundayız.
Özelde ruh sağlığı-dindarlık çalışmalarında karşılaşılan teorik ve metodik güçlükler üzerinde durulacak, bu kapsamda din psikolojisi alanında yerel bilgiyi oluşturamama problemi
üzerinde yoğunlaşılacaktır. Genelde ise pozitivist paradigmayı benimsemiş din psikolojisi
çalışmalarında karşılaşılan güçlükler tespite çalışılacaktır. Amacımız söz konusu problemleri aşabilmek için neler yapılması gerektiğini tartışmaya açmak ve çözüm yollarının üretilmesine katkı sağlamaktır.
Aslında ruh sağlığı-dindarlık çalışmalarında karşılaşılan güçlükler sadece ülkemizdeki araştırmalarda değil Batı bilim çevrelerinde de sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. Kuşkusuz orada karşılaşılan sorunların büyük bir kısmı ülkemizdeki çalışmalarda da
gözlenmektedir. Ancak Batı bilim çevrelerinde yaşanmayan, sadece ülkemize has sorunların olduğunu da ifade etmek gerekir.
26
Kuramdan Yönteme “Ruh Sağlığı-Din” Çalışmaları
Genel anlamda düşünülecek olursa, ruh sağlığı-dindarlık araştırmalarında karşılaşılan sorunlar “konu”, “yöntem” ve “araştırmacı”dan kaynaklananlar olmak üzere üç kısımda ele alınabilir. Ayrıca bunları “nesnel” ve “öznel” sorunlar şeklinde ikili bir tasnife tabii
tutmak da mümkündür. Bununla birlikte çoğu kez söz konusu sorunların iç içe girdiği ve
oldukça kompleks bir yapı arz ettiği görülmektedir. Problemin çok yönlü ve çok boyutlu
olduğunu unutmaksızın ancak analitik ve kategorik bir tavır takınarak çalışmamızı “teorik”
ve “yöntemsel” sorunlar şeklinde iki temel başlık altında ele almak istiyoruz.
1. Ruh Sağlığı-Dindarlık Araştırmalarında Karşılaşılan Teorik Sorunlar
a) Tanımlardan Kaynaklanan Sorunlar
aa) Ruh Sağlığının Tanımlanması Problemi
Öncelikle söylemek gerekir ki, psikiyatrlar ve psikologlar arasında ruh sağlığı kavramıyla neyin kastedildiği hususunda fikir birliği mevcut değildir. Çünkü normallik ile anormallik, sağlıklı olma ile hasta olma arasında kesin bir sınır belirlemek kolay olmadığından
ruh sağlığını tanımlamak oldukça zordur (Holm, 2004: 143). Dahası bilimsel açıdan normal
ile normal dışı davranışların ayrımı yapılırken kullanılabilecek kesin ölçütler bulunmamaktadır. Geçtan’a (1995: 12-13) göre, bu konuda ileri sürülen yaklaşımlar, büyük oranda
birbirini dışlayan iki farklı görüş altında toplanabilir: Birinci görüşe göre, toplumsal normlara uyma oranı normali, bu kurallardan sapma oranı ise anormal olanı ortaya koymaktadır.
Buradan hareketle toplumda kabul gördüğü sürece hiçbir davranışın normal dışı olmadığı
anlamı çıkarılabilir. Đkinci görüş ise, toplumsal kurallara uymanın bireysel huzur ve sosyal
düzen için gerekliliğini vurgulamakla birlikte, gerçek normallik için temel ölçütün kişinin
kendisini iyi hissetmesi olduğunda ısrar etmektedir. Âdeta her iki yaklaşımı birlikte değerlendiren Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre ruh sağlığının normal olması, “kişinin kendisiyle ve çevresiyle uyum içinde olması” demektir (akt. Ankay, 1992: 11). Fakat bu tanım da
normalin ve anormalin sınırlarını net bir biçimde belirlemekten uzak görünmektedir.
Holm (2004: 143) ruh sağlığını “bireyin iç ve dış dünyasındaki ilişkilerini bozacak
rahatsızlıkların bulunmaması” şeklinde ifade etmektedir. Çeşitli araştırmacılara dayanarak,
ruh sağlığını anlamada “olgunlaşma”, “uyum”, “denge”, “kendilik algısı” ve “bireysel
farkındalık” olmak üzere çok çeşitli kriterlerin bulunduğunu vurgulayan Yaparel’e (1987:
44-54) göre: “Psiko-sosyal açıdan sağlıklı olan kişi, hayatın önüne çıkardığı engelleri,
çelişkileri ve problemleri semptomatik davranışa başvurmadan çözebilen insandır.” Bu
çerçeveden bakılac (...truncated)