Mezhebî Ayrışmanın Politik Sonuçları: Safevî Tarikatının Siyasallaşması
İlahiyat Akademi Dergisi
193
Mezhebî Ayrışmanın Politik Sonuçları:
Safevî Tarikatının Siyasallaşması
Ömer Faruk Teber
Özet
Anadolu coğrafyasında yaşayan Türkmen topluluklar için kullanılan kızılbaşlık
Osmanlılar ile Safevîler arasında yaşanan siyasal ve dinî‐kültürel bir farklılaşmanın sonunda
ortaya çıkmıştır. Buna göre, Çaldıran savaşı Osmanlıların doğu sınırını belirlerken,
Anadolu’daki Türkmenlerin Safevi Devletiyle olan fiilî bağlarını kopararak onları Şiîleşme
sürecinin dışında bırakmıştır. Osmanlıların Kızılbaş Türkmen nüfusa karşı siyasi tutumları
onların Sünnîlik ile irtibat kurmalarını zorlaştırmıştır.
Political Results of Sectarıan Separation:
Politicization of Safavids Order
Abstract
In this study political and religio‐cultural differentiation between the Ottomans and
Safavids has been presented. Accordingly, the battle of Caldıran, while determining the east
boundary of the Ottomans, put them out of the process of Shiatization breaking the actual
relations in Anatolia between Turmomans and Safavids. The political suppression of
Ottomans against Qizilbashes also formed an obstacle for them to have a contact with
Sunnite Islam.
Giriş
Mezhep, Arapça z‐h‐b kökünden zaman ve mekân ismi olarak türeyen bir
sözcüktür. Sözlükte, gidilen yol, gidilen yer ve zaman, gitmek1 gibi anlamlara
geldiği gibi, benimsenen görüş, farklı tutum ve davranış, takip edilen yol
anlamlarında da kullanılmaktadır.
Bu çalışma Ömer Faruk Teber, XVI. Yüzyılda Kızılbaşlık Farklılaşması, Yayımlanmamış Doktora Tezi,
Ankara 2005, dikkate alınarak hazırlanmıştır.
Prof. Dr. Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı.
.
1 İbn Manzûr, Lisânu’l‐Arab, Beyrut 1410/1990, I, 394.
Mezhebî Ayrışmanın Politik Sonuçları: Safevî Tarikatının Siyasallaşması
194
İslâm dininin itikâdî ve amelî sahadaki düşünce ekolleri diye ifade edilen
mezhep sözcüğü bir takım siyasî ictimaî, iktisâdî olayların tesirlerinin mezhep
kurucusu sayılan insan ile ona uyanlardaki fikrî ve dinî tezahürdür2. Diğer bir
ifadeyle, İslâm tarihinde sosyal, siyasî ve ekonomik sebeplerle ve din anlayışındaki
farklılaşmaların kurumsallaşması sonucu ortaya çıkan dini nitelikli oluşumlar ve
dinin anlaşılma biçimleri ile ilgili tezahürlerdir3. Tarihte ve günümüzde ortaya
çıkan mezhebi oluşumları inceleyen bilim dalı İslâm Mezhepleri Tarihini de, alan
uzmanları tarafından yapılan tanımlarının ortak vurgusu olarak şöyle ifade
edebiliriz: “Geçmişte ve günümüzde siyasi ve itikâdî gayelerle vücut bulmuş İslam
düşünce ekolleri diyebileceğimiz beşeri ve toplumsal oluşumların; doğdukları
ortamı, doğuş sebeplerini, teşekkül süreçlerini, fikirlerini, mensuplarını, edebiyatını
yayıldığı bölgeleri ve İslam düşüncesine katkılarını temel kaynaklardan hareketle
zaman‐mekân bağlamında ve fikir‐hadise irtibatı çerçevesinde betimleyici metotla
ve tarafsız gözle inceleyen bilim dalıdır”4
İslâm Mezhepleri Tarihi araştırma alanı içerisine giren bir konu da İslâm’ın
ilk yüzyılından itibaren önce siyasî, fikrî veya dinî gruplar olarak beliren ve sonraki
tarihsel süreçler içerisinde mezhepleşme yoluna giren hareketlerin tasnifi ve
sosyolojik tespitleridir. Bu anlamda Anadolu coğrafyasında ortaya çıkan ve
Osmanlı kaynaklarına göre Safevî taraftarlığı; Safevîler tarafından yazılan eserlerde
ise Anadolu’da yaşayan Türkmen zümreler olarak kabul edilen Kızılbaşlık‐Rafızîlik
de metodik açıdan mezhepler tarihinin inceleme sahasın içerisinde mütalaa
edilmiştir. Buradan hareketle biz, tarikat formunda tarih sahnesine çıkan
Safevîliğin, süreç içerisinde nüfuzunu artırarak siyasallaşması ve Şiî teolojiyi de
kendisine dinî meşruiyet zemini olarak kabul etmesini tarihi veriler ışığında ele
alacağız.
1‐Tarihsel Süreçte Safevî Tarikatı
Safevî tarikatının ilk postnişini Şeyh Safiyyüddîn, 700/1301’de 85 yaşında
vefat eden Şeyh Zâhid’in, tayini ve vasiyeti ile5 Zâhidiyye Tarîkatı’nın şeyhi
olmuştur.6 Safeviyye Tarikatının Zahidiyye Tarikatının devamı olduğu bu yönüyle
bilinmektedir. Şeyh Safiyyüddîn, yanında yetiştiği mürşidi ve intisap ettiği
Ethem Ruhi Fığlalı, “Önsöz”, Abdülkâhir b. Tâhir b. Muhammed el‐Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki
Farklar, Çev. E. Ruhi Fığlalı, TDV Yay., İstanbul 1979,”, s. XVIII.
3 Hasan Onat, “Türkiye’de İslam Mezhepleri Tarihi’nin Gelişim Sürecinde Prof. D. Ethem Ruhi
Fığlalı’nın Yeri”, Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Vadi Yay., Ankara 2002, s. 236; a.g.mlf., Türkiye’de Din
Anayışında Değişim Süreci, Ankara Okulu Yay., Ankara 2003, s. 127‐130; Mehmet Saffet Sarıkaya, İslâm
Düşünce Tarihinde Mezhepler, Isparta 2001, s. 1.
4 Sönmez Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş, Dem Yay. İstanbul 2008, s. 10.
5Ahmed Kesrevî, Şeyh Safiyy ve Tebâreş, Tahran 1379, s.56; R. M. Savory, Iran underthe Safavids,
Cambridge 1980, s. 8‐9.
6 İskender Bey Münşî, Târîh‐i Âlem‐i Ârâ‐yi Abbâsî, thk. Muhammed İsmail Rıdvanî, Tahran 1377, I/ 24.
2
İlahiyat Akademi Dergisi
195
Halvetiyye Tarîkatı7 gibi Sünnî görüşe sahip, sade bir sûfiydi8. Safiyyüddîn,
şeyhinin vefatı ile memleketi Erdebil’e gelerek bu hayli kozmopolit dinî ve kültürel
ortamda Sünnî tasavvuf usullerince, çevresine toplanan çok sayıdaki müridini9
aydınlatmaya başlamış; İran, Suriye ve Anadolu’dan akan bu topluluklar, bölgede
dinî‐tasavvufî hareketlerin yoğunlaşmasına sebep olmuşlardır.10 Çeşitli tasavvufî‐
felsefî öğretilere vakıf olan Safiyyüddîn, Ahîlik, Mevleviyye, Kübreviyye gibi
itikâdî ve irfânî akımlardan da faydalanarak büyük bir taraftar topluluğunu
kendisine çekebilmişti.11
Devletleşen Safevî hanedanının ilk hükümdarı Şah İsmâil (1486/1487‐1524) b.
Sultan Haydar (1460‐1488) b. Şeyh Cüneyd (ö.1460) b. Şeyh İbrahim (ö.1447) b. Şeyh
Ali (1371‐1429) b. Şeyh sadreddin Musa (1305‐1392) b. Şeyh Safiyuddîn İshak (1252‐
1334)’ın12 ulu babaları, yaklaşık yirmi beş kuşaktan ibaret bir soy zinciri ile yedinci
İmam Musa Kâzım’a (ö.790) sonra da İmam Ali b. Ebî Talip (598‐661) ve Hz.
Peygamber’e kadar çıkarılmıştır.13 XVI. yüzyılın bazı kaynaklarında ise Safevîlerin
nesepleri Hz. Nuh’a kadar götürülür.14
Safevîlerin kendileri de bilinçli olarak siyasî ve sosyo‐politik amaçlarla
neseplerini evlâd‐ı Rasûle dayandırma çabalarına göz yummuş; bunun ispatına
gayret sarfetmiş ve çevrelerindeki insanları buna inandırmaya çaba harcamışlardır.
Bu çaba, o dönem için ilk rastlanılan bir durum olmadığı gibi toplumlar tarafından
yadırganacak bir şey de değildir. Birçok mezhep ve tarikat mensubu, imamlarını
veya şeyhlerini Hz. Peygamber’e, Halifelere ve de İmamlara dayandırmayı
egemenliği ele geçirmenin yollarından biri olarak görmüşlerdir. Şah İsmâil, yalnız
cismânî sıfat ve salâhiyeti hâiz bir hükümdar değil, aynı zamanda bir mürşid/şeyh
Halvetilik hakkında Bkz. Sadık Vicdânî, Tomar‐ı Turuk‐ı AliyyedenHalvetiyyeSilsilenâmesi, İstanbul 1338‐
1341. Halvetîlik, 1398’de Herat’ta vefat eden Şeyh Sirâceddin Ömer Lâhicî tarafından, esas kurucusu
İbrahim Zâhid Gilânî’den sonra geliştirilmiş olup özellikle Harezm ve Horasan’da yayılmıştı. İran’da
Şirvan bölgesi tarikatın merkezi olmuş ve Seyyid Y (...truncated)