AHMED ER-RİFÂÎ’NİN EL-BURHÂNÜ’L-MÜEYYED ADLI ESERİNDE TEVHÎD ANLAYIŞI
Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 46, 2018, s. 233-256.
– Hakemli Makale –
AHMED ER-RİFÂÎ’NİN EL-BURHÂNÜ’L-MÜEYYED
ADLI ESERİNDE TEVHÎD ANLAYIŞI
Ergün ÖZTÜRK
Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tasavvuf Bilim Dalı Doktora Öğrencisi
ÖZ
Ahmed er-Rifâî’ye göre, tasavvufta tevhîd Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde
bir ve tek olduğunu, O’ndan başka ilah olmadığını, O’nun ortağı, dengi veya zıddının
olmadığını sûfînin idrak etmesidir. Onun el-Burhânü’l-Müeyyed adlı eserine göre sûfînin
üzerine düşen vazife, yaratılmışların tamamının üzerinde ilahlık ve ibadet edilme hakkına
sahip olanın yalnızca Allah olduğunu kabul ve itiraf etmek, ibadetin bütün çeşit ve
şekilleri ile Allah’ı birlemek, dini sadece O’na hâlis kılmaktır. Bunun neticesinde sûfî
yalnız O’na tapmalı, ibadetini ve duasını sadece O’na hasretmelidir. Sadece O’na teslim
olmalı, O’nu sevmeli, vaktini, zikrini, niyetini ve amellerini O’nun rızası doğrultusunda
şekillendirmelidir.
Anahtar Kelimeler: Tevhîd, Sûfî, Tasavvuf, Ahmed er-Rifâî, el-Burhânü’l-Müeyyed
Ahmed Al-Rifāī’s Mentality of al-Tawhid Through His Book Al-Burhan Al-Muayyad
According to Ahmed al-Rifāī, al-Tawhid in Sufism is that the sufi must perceive Allah
as the one and mono in His presence, features and actions, none-existence of god
instead of Him, none-existence of His partner, match or negation. According to his book
named al-Burhan al-Muayyad, sufi’s incumbency is to accept and confess that only Allah
who has the right to divinity and worship over all of the creatures, to make Him one by
all kinds and forms of worships, to dedicate the religion to Him. As a result, the sufi must
worship only Him, and his pray and prayer must be reserved only for Him. He must
submit to only Him, love Him, arrange his time, mentioning, intention and activities
according to His sake.
Key Words: Al-Tawhid, Sufi, Sufism, Ahmed al-Rifāī, al-Burhan al-Muayyad.
GİRİŞ
Allah’ın peygamberleri aracılığıyla insanlara gönderdiği İslâm’ın
yegâne amacı; onları, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığı, O’nun zâtında,
sıfatlarında ve fiillerinde tek ve benzersiz olduğu bilincine ulaştırmaktır. Allah
hakîkî gücün sadece kendisi olduğunu, ortağı bulunmadığını insanlara
234
Ergün ÖZTÜRK
peygamberleri vasıtasıyla bildirmek istemiştir: “Senden önce hiçbir rasül
göndermedik ki ona ‘Benden başka ilah yoktur, o halde bana kulluk edin’ diye
vahyetmiş olmayalım.”1Makalenin amacı, insanlık tarihi boyunca vahyin en
temel mesajı olan ve bu yönüyle büyük ehemmiyeti haiz tevhîd konusunu
Ahmed er-Rifâî’nin2 el-Burhânü’l-Müeyyed adlı eseri çerçevesinde ele
almaktır.
Çalışmada öncelikle tevhîdin kelime ve ıstılah anlamlarından
bahsedilmiş akabinde Kelâm ve Tasavvuf ilimlerindeki yerine işaret edilmiştir.
Ardından el-Burhânü’l-Müeyyed’deki tevhîd anlayışı “Tevhîd-i Zât, Tevhîd-i
Sıfât ve Tevhîd-i Ef‘âl” ile “Tevhîd’in Pratik Yönü” olarak iki ana başlık altında
işlenmiştir. Bu başlıklar altında Allah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir,
tek, eşsiz ve zıtsız olduğu vurgulanıp Ahmed er-Rifâî’ye göre Tevhîdin pratik
yönüne değinilmiştir. Bu bağlamda ibadetlerde, dualarda, kullukta tevhîd ile
vakit, niyet, amel, sevgi, zikir, teslimiyet, şeyhlik ve kerametin kaynağındaki
tevhîd konuları üzerinde durulmuş ve son olarak da Ahmed er-Rifâî’ye ve
diğer bazı sûfîlere göre tevhîde mânî durumlara yani tevhîd perdelerine
değinilmiştir. Makalede Ahmed er-Rifâî’nin el-Burhânü’l-Müeyyed adlı
eserindeki tevhîd anlayışı, tevhîdin kalbi ve itikâdî yönünden ziyade, amele
yansıyan boyutuna ağırlık vermek suretiyle ve sûfîlerin görüşleriyle mukayese
edilerek ele alınmıştır.
1. Kavramsal Çerçeve
1.1. Tevhîdin Kelime Anlamı
Birlemek manasındaki tevhîd, Arap dilinde “tek ve bir olmak”
anlamındaki vahd (vahdet, vühûd) kökünden türemiş olan “va-ha-de” fiilinin
“tef’îl” bâbına göre çekiminden elde edilen mastarıdır. “Va-ha-de” tekliği
ifade ederken “tevhîd” ise bir şeyin bir ve tek olduğunu kabul etmeyi,
diğerlerinden ayırarak onu tek kılmayı ifade eder.3
Tevhîd inancının batı dillerindeki karşılığı monoteizmdir. Çeşitli
kültürlerde rastlanan monoteizm yani tek tanrıcılık, Yaratıcının birliğini,
tekliğini, mükemmelliğini, evreni yoktan var eden ve onu kuşatan mutlak güç
1 Enbiyâ 21/25.
2 Seyyid Ahmed er-Rifâî, Rifâiyye tarikatının kurucusu olup 512/1118-578/1182 yılları arasında
yaşamıştır. Hayatı hakkında daha fazla bilgi için bk. Tahralı, Mustafa “Ahmed er-Rifâî”, DİA,
Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul 1989, II, 127-130.
3 İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn, Lisânü’l-Arab, Beyrut 1410/1990, X, 4779; Özler, Mevlüt,
“Tevhîd“, DİA, İstanbul 2012, XLI, 18.
Ahmed er-Rifâî’nin el-Burhânü’l-Müeyyed Adlı Eserinde Tevhîd Anlayışı
235
ve varlık oluşunu esas alan bir inanç sistemidir.4
1.2. Tevhîdin Istılah Anlamı
Tevhîd Allah’ın zâtında, sıfatlarında, mabud oluşunda bir ve tek
olduğunu zihin ve kalp yoluyla kabul etme anlamında bir terimdir.5 “Allah
birdir” diye hükmetmek ve Allah’ın her şeyde tek olduğunu bilmek, her
şeyden önce O’nun var olduğunu, bütün varlıkların da O’nun iradesiyle
sonradan vücut bulduğunu müşâhede etmektir. Meşhur kelâm âlimi
Cürcânî’ye (ö. 471/1078-9) göre tevhîd, Allah’ın zâtını, akılla tasavvur olunan,
zihnî olarak hayal edilebilen her şeyden uzak tutmaktır. Bu kelâmî bakış
açısından ayrı olarak sûfîler de tevhîdi yaşayarak ve tadarak bilmeye önem
vermişler ve buna tevhîd-i hâlî demişlerdir.6
Kur’an’da “tevhîd” kelimesi geçmemekle birlikte “vahd” kökünden
gelen vâhid, ahad, vahde(hû) kelimeleri yer almaktadır. Tevhîdin zıttı ise
şirktir. Bu nedenle Kur’an’da Allah’ın birliğini konu edinen kavram ve
ifadelerin yanında O’nun ortağının bulunmadığını bildiren ifadeler yer alır.
Doğrudan Allah’ın birliğini zikreden âyetlere şunlar örnek verilebilir:
“Ki Tanrınız birdir.”7 âyetinde “vâhid” kelimesi kullanılmıştır.
“De ki O Allah birdir.”8 âyetinde “ahad” kelimesi kullanılmıştır.
“Onlar bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman, dediler ki bir
olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koşmakta olduğumuz şeyleri de inkâr
ettik.”9 âyetinde vahdehû kelimesi kullanılmıştır.
O’nun ortağının bulunmaması ile ilgili olarak da “Allah’a kulluk edin,
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın…”10 âyeti zikredilebilir.
Tevhîdle aynı kökten türemiş olan Vahdet kavramı ise “birlik”
anlamındadır. Gerçek manada bir olan yani gerçek vahdet sahibi yalnızca
Allah’tır. Vahdetin yanı sıra Allah’ın birliğini ifade etmek için vâhidiyet ve
ehadiyet tabirleri de kullanılmaktadır. Her ne kadar her ikisi de “birlik”
anlamına gelse de Vâhidiyet isimlerin kendisinden doğup, kendisinde
birleşmeleri yönünden zâtı ifade eder. Ehadiyet ise hiç bir şey ile arasında
4 Sarıkçıoğlu, Ekrem, “Diğer Dinlerde Tevhîd“, DİA, İstanbul 2012, XLI, 22.
5 Özler, “Tevhîd“, XLI, 18.
6 Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Ağaç Yay., İstanbul 2009, s. 659.
7 Sâffât 37/4.
8 İhlâs 112/1.
9 Mü’min 40/84.
10 Nisâ 4/36.
Ergün ÖZTÜRK
236
ilişki veya hiçbir şeyin kendisine bir nispeti (...truncated)