İBN SÎNÂ DÜŞÜNCESİ İŞRÂKÎLİĞE
İBN SÎNÂ DÜŞÜNCESİ İŞRÂKÎLİĞE
ZEMİN HAZIRLAMIŞ MIDIR?**
Eyüp BEKİRYAZICI*
Özet:
Bu makale İbn Sînâ düşüncesi ile Sühreverdî’nin İşrâkî fikirleri
arasındaki bağı incelemektedir. Başka bir ifade ile çalışmamız
İslam felsefe geleneğine ait iki başat ekolün en mühim iki düşünürü
arasında bir devamlılığın bulunup bulunmadığını sorgulamaktadır.
Araştırmamızda konuyu değerlendiren uzmanların konuyla ilgili farklı
düşüncelere sahip olduğuna değindik. Bununla birlikte Sühreverdî’nin
İşrâkî sistemini İbn Sînâ’nın felsefi mirası üzerinde geliştirdiği fikrinin
daha ön planda olduğuna yer verdik. Bu yönde oluşan düşünceyi
destekler nitelikteki kanaatimizi de, her iki düşünüre ait eserlerden
delillendirerek belirtmeye çalıştık. Bu bağlamda İbn Sînâ’nın “elİşârât ve’t-Tenbihât” adlı eserinde yer verdiği “Makamâtu’l-Arifîn”
bölümündeki düşünceleri gibi benzeri yaklaşımların Sühreverdî’nin
fikir dünyasındaki karşılıklarına işaret ettik. Böylelikle iki düşünür
arasındaki halef-selef ilişkisinin İslam düşünce geleneği açısından
doğal bir süreci barındırdığı sonucunu paylaşmaya çalıştık.
Anahtar Kelimeler: İbn Sînâ, Sühreverdî, İşrâkîlik, Meşşâîlik,
Sezgi, Doğu, Batı, Ruh.
Has Avicenna’s Thinking Lead up to Israqiyah?
Abstract:
This article studies the connection between Suhrawardi’s illumination ideas and Avicenna’s thinking.
* Dr., Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
** Bu makale “İşrâk Felsefesinin Oluşumunda İbn Sînâ’nın Etkisi (Ş. Sühreverdî
Örneğinde)” isimli tebliğ metninin geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Bkz. Uluslararası İbn Sînâ Sempozyum Metinleri, 22-24 Mayıs İstanbul 2008.
123
Diyanet İlmî Dergi • Cilt: 50 • Sayı: 1
In other words it questions the continuity between two major thinkers
of two different schools in Islamic philosophy culture. We mentioned
the differences in the ideas of experts who reviewed this subjects.
However, we pointed out the thought that Suhrawardi’s illumination
system was developed on the ideas of Avicenna’s philosophical legacy.
We tried to prove our opinion, which we settled in this direction, by
providing evidences from the works of both thinkers. In this sense, we
pointed out that the correspondances in Suhrawardi’s world of thought
with Avicenna’s thoughts in the part “Makamâtu’l-Arifîn” of his work
“el-İşârât ve’-Tenbihât”. Thus, we shared the conlusion that there is
a successor-predecessor relation between these two thinkers and it
includes a natural course in the sense of Islamic thinking tradition.
Key Words: Avicenna, Suhrawardi, Israqiyah, Peripateticism,
Intuition, East, West, Spirit.
Giriş:
İslam düşünce tarihi bünyesinde farklı ekolleri barındırıyor olsa da, aslında bu
farklı düşünce hareketlerinin ele aldıkları problemler bakımından birbiriyle kesişen
ve birbirini tamamlayan yönlerinin daha fazla olduğu belirtilmelidir. Kuşku yok ki,
bu durumu yansıtan önemli örneklerden biri İslam Meşşâîleri ile İşrâkîleri arasındaki
etkileşimdir. Konuyu İbn Sînâ (öl. 1037) ve Sühreverdî (öl. 1191) özelinde değerlendirmeye çalışacağız. Bu alanda inceleme yapan bir kısım araştırmacıların, iki düşünürü aynı paralelde fikir üreten, birbirinin mütemmimi kabul eden yaklaşımlarının ele
alınmasının yanı sıra, düşünürler arasında kayda değer bir ortak yön bulunmadığına
dair tespitler de dikkate alınarak bir sonuca ulaşılmaya gayret edilecektir.1
Düşünürler arasındaki ilişki birçok araştırmacının konuya eğilmesine vesile olmuştur. Yapılan değerlendirmelerde üç farklı bakış açısı dikkatimizi çekmektedir. Bunlardan birincisi İbn Sînâ’nın ömrünün son zamanlarında, kendinden sonra,
Sühreverdî tarafından geliştirilen İşrâkî hikmete yönelmiş olduğu ve Sühreverdî’nin
de bu hikmet anlayışında belli ölçüde İbn Sînâ’yı izlediğidir. İkincisi İbn Sînâ gibi
Sühreverdî’nin de bir peripatetic olduğu dolayısıyla bir İbn Sînâ takipçisi olarak algılanması gerektiği ve üçüncüsü de bu ilişkinin aynı kültür atlası içinde ve birbirinden
çok uzak olmayan zaman dilimlerinde yaşamış iki düşünür arasındaki doğal bir ilişki
şeklinde değerlendirilmesi gerektiğidir. Biz bu görüşlerden birincisini önemsediğimizi, araştırmamıza konu olan örneklerimizin eşliğinde ifade etmeye çalışacağız.
Sühreverdî her ne kadar İbn Sînâ’nın mirası üzerinde yeni bir düşünce hareketi şekillendirmiş olsa da, yeniden geliştirdiği bu hareketle o, birçok açıdan İslam
Meşşâîliğini eleştirmiş, bazı açılardan reddetmiş ve farklı kaynaklara yönelerek, özgün bir doğu felsefesi kurmayı hedeflemiştir. Buna rağmen her iki düşünür arasında
genel anlamda paralel birçok nokta olduğu, bunun daha ziyade Sühreverdî’nin, İbn
Sînâ çizgisini daha ileri alanlara taşıma şeklinde ortaya çıktığı kanaatini taşımaktayız.
1
Spies Otto, The Lovers’ Friend (İçince), Lamia Press, Jamia Mesjid, Delhi 1934, s. 22.
124
İBN SÎNÂ DÜŞÜNCESİ İŞRÂKÎLİĞE ZEMİN HAZIRLAMIŞ MIDIR?
İbn Sînâ’da İşrâkî Düşünceye Yöneliş:
İbn Sînâ’nın, İslam Meşşâîliği olarak da ifade edilen, ağırlıklı olarak Aristoteles,
Platon ve Plotinos’cu düşüncenin İslam kültürü ile kaynaşması neticesi oluşan, bir
nevi İslam Yeni Eflatunculuğu’nun önemli temsilcilerinden biri olduğu, neredeyse
bütün uzmanlarınca kabul edilen bir husustur. Düşünürün “eş-Şifa” isimli başyapıtı
bu düşüncenin önemli argümanlarından biridir. Ancak onun ileri yaşlarında kaleme
aldığı eserlerinde “Doğu hikmeti” fikrini ön plana çıkarması, “el-İşârat” eserinde yer
alan bazı bölümler ile düşüncelerinde sezgisel akla yer vermesi gibi verilerden yola
çıkılarak ileri sürülen “acaba “Reisu’l-Evvel” son zamanlarında bir İşrâkî hikmet projesini hayata geçirmek mi istiyordu?” sorusu hep tartışılır olmuştur. Bu soruyu yanıtlayan bazı araştırmacılar, İbn Sînâ’da işrâkî düşünceye zemin oluşturacak düzeyde bir
“doğu felsefesi” nin varlığını kabul etmezken, diğer bir kısmı, İbn Sînâ’nın eserleri
ve fikirlerinde işrâkî bir eğilim taşıdığını böylece de, Sühreverdî’nin işrâk felsefesinin
oluşmasına zemin hazırladığını ileri sürmüşlerdir.
Yukarıdaki düşüncelere ilaveten, İbn Sînâ’nın konumuna ilişkin, farklı bir tutum
sergileyen İlhan Kutluer’in değerlendirmeleri de önem arz etmektedir. O, İslam düşüncesinin üç sacayağı olarak ele aldığı kelam, felsefe ve tasavvufun İslam düşünürlerini
aynı potada birleştiren, bir anlamda birbirinin mütemmimi kılan bir kesişmeye dikkatimizi çekmektedir. Buna göre o, filozof, kelamcı ya da mutasavvıf olarak tanımladığımız
düşünürleri, sırf kendi alanlarına yoğunlaşmış kabul edip, diğer alanlardan bağımsız
değerlendirmenin isabetli olmayacağına dair düşüncelerini bizimle paylaşır. Dolayısıyla
bu yorumdan mülhem burada Meşşâî düşünce ile İşrâkî hikmet arasında bir geçiş alanı
olarak belirlediğimiz “İşrâkî eğilim” tabiri, aslında İslam düşüncesinin üç perspektifinin
birbiriyle tabi etkileşiminin İbn Sînâ-Sühreverdî örneğinde karşımıza çıkan bir yansıması olarak da nitelenebilir. Bu durumun aynı zamanda İslam düşüncesi ekolleri için de
mümkün olduğunu belirtmeliyiz. Bu sebeple onlar arasında da bazı konularda belirgin
bir ayırıma gidilememektedir. Yani hem İbn Sînâ, Gazalî Sühre (...truncated)