TÜRKÇE TALÂK TABİRLERİ VE FIKHÎ SONUÇLARI
Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 46, 2018, s. 107-140.
– Hakemli Makale –
TÜRKÇE TALÂK TABİRLERİ VE FIKHÎ SONUÇLARI
Pehlul DÜZENLİ
Dr. Öğr. Üyesi, Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi
İslam Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
ÖZ
İslâm aile hukukunda, evliliği sonlandırma kavramlarının başında “talâk”
gelmektedir. Esasen Arapça bir kelime olan “talâk”ın Türkçe’de bilinen karşılığı
“boşamak”tır. Sarîh ve kinâî şeklinde iki gruba ayrılan boşama tabirleri konusunda gerek
Arapça’da ve gerekse Türkçe’de dil ve kültür farklılıklarına dayanan birçok kavram daha
bulunmaktadır. Arapça fıkıh kaynaklarında yer alan boşama tabirlerinin Türkçe
karşılıkları, tercüme eserlerde kısmen açıklanırken, toplumda tartışma konusu olan bazı
kavramlar risâle çapında ele alınarak değerlendirilmiş, kimi Türkçe fıkıh kitaplarında
Türkçe boşama tabirleri ve fıkhî sonuçları ise özel bir başlık altında ele alınarak
incelenmiştir. Bu meyanda Molla Hüsrev’in (ö. 885/1480) Dürerü’l-hükkâm Şerhu
Gureri’l-ahkâm’ı ile İbrahim el-Halebî’nin (ö. 956/1549) Mülteka’l-ebhur’unda 144
Arapça tabir tercüme edilirken –ki bir çok tabir öz Türkçe’ye tercüme edilmeden aynen
tekrarlanmıştır-, Mehmet Zihnî Efendi’nin (ö. 1913) Nimet-i İslâm’ında 104, Ömer Nasuhi
Bilmen’in (ö. 1971) Hukûk-i İslâmiye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu’nda 116 tabire yer
verilmiştir. Bu çalışmada son iki eserin yanında, Şeyhülislâm İbn Kemal’den
(ö.940/1534), Medenî Mehmet Nuri Efendi’ye (ö. 1927) kadar ki dönem arasında
muhtelif şeyhülislâm, müftü ve fetvâ emîninin fetvalarını ihtivâ eden 16 adet Türkçe
fetvâ mecmûaları taranarak 280 adet tabir tespit edilmiş, Osmanlı müftülerinin bu
tabirlerle ilgili fıkhî yorumları nakledilmiş, ihtilaflara sebep olan yorumların bir
değerlendirmesi ile konu sonlandırılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Talâk, boşama, fıkıh, Osmanlı, aile hukuku
THE TURKISH TERMS OF TALAQ AND THEIR JURISPRUDENTIAL EFFECTS
In Islamic family law talaq is one of the key terms for ending the marriage contract.
In fact, talaq is an Arabic term the equivalent of which in Turkish is known as boşanmak,
that is “divorce”. With regards to the terms of divorce which are classified
as Sarih and Qinai in Islamic Jurisprudence there are several other concepts both in
Arabic and Turkish which originated from language and cultural differences. The Turkish
equivalent of the Arabic fiqh sources, while partially being explained in translations, at
times certain disputed terms in public are discussed in fragmental treatises and the
terms of divorce that exist in Turkish fiqh books are categorically investigated under
exclusive chapters including conclusions. In that respect, 144 Arabic works are
translated within the Durar of Molla Hüsrev (d.885/1430) and Ibahim al-Halabi’s
Pehlul DÜZENLİ
108
(d.956/1549) Multaqa. In these translations, numerous original terms are transmitted
without being translated into Turkish literally. 104 terms are listed in Mehmet Zihni
Efendi’s (d. 1913) Nimet-i İslam while 116 terms are given in Ömer Nasuhi Bilmen’s (d.
1971) Hukûk-I İslamiye Kamusu. In the present study, in addition to these two works, 16
Turkish fetvâ mecmûas consisting of the fatwas of various şeyhulislams, muftis
and fetva-eminis, between the period of Şeyhülislâm İbn Kemal (d.940 / 1534) and
Medenî Mehmet Nuri Efendi (d. 1927) have been analyzed and 280 terms are identified,
the judicial notes of Ottoman muftis on these terms have been reported. Finally, the
topic is concluded with an evaluation regarding the interpretations that caused
disagreements.
Keywords: Talaq, Divorce, Fiqh, Ottoman, Faily Law
GİRİŞ
İslâm’ın temel iki kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin dili
Arapça’dır. Dinin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in ilk yorum ve
uygulaması Rasûl-i Ekrem’in eliyle olmuş; o Kur’an-ı Kerim’i yaşadığı
toplumun kültür, gelenek ve ihtiyaçlarını da dikkate alarak yorumlayarak
uygulamıştır. Rasulullah’ın (sav) vefatından sonra fakihler gerek Kur’an-ı
Kerim ve gerekse hadisleri Arapça üzerinden okuyup, anlamış, içinde
bulundukları toplumun kültür, anlayış ve ihtiyaçlarına göre yorumlayarak,
gündelik hayatlarını ilâhî vahye uygun hâle getirmeye çalışmışlardır.
Eserlerinde de açıkça görüldüğü üzere fakihler, kendilerine kadar ki dönemin
fıkhî birikimini aktardıktan sonra, ortaya çıkan yeni problemleri ele almış,
bunların naslarda yer alan ifade, tabir ve deyimler açısından neye tekabül
ettiği üzerinde fikir yürütmüşlerdir.
Aile hukukunun temel problemlerinden olan talâk konusu, büyük
bölümü ile boşama yetkisi elinde bulunan kişinin söyleyeceği sözlere bağlı bir
konudur. Bu sözlerin, o kişinin yaşadığı toplumda ne mana ifade ettiği, bu tür
sözlerin fıkhî sonucunu belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.
Gerek Orta Asya ve gerekse Anadolu’da Türklerin bağlı oldukları fıkıh
ekolü genelde Hanefî mezhebi olmuştur. Bu mezhep Irak’ta kurulmuş, Orta
Asya’da kemâle ermiş, Anadolu’da ise tercih ve tahriçlerle gelişim ve
tekâmülünü sürdürmüştür. Hanefî fıkıh külliyatının kahir ekseriyeti Orta Asya
Türklerinin elinde oluşmuş olmasına rağmen, genel dili Arapça olmuş, bu
arada aile hukukunun talâk konusu da Arapça olarak anlatılmıştır. Boşama
tabirleri Arapça olarak ifade edilmiş ve bu Arapça hâliyle fıkhî açıdan ne ifade
ettiği üzerinde durulmuştur. Arapça’nın yanında yer yer Farsça’ya da yer
verilmiş olmasına rağmen, Türkçe tabirlere yer verildiğine pek
rastlanmamıştır. İçinde yaşadığımız Türk toplumunda ise problemler Türkçe
tabirler etrafında şekillenmekte, Arapça’da kullanılan tabirlerin büyük
bölümü tam olarak Türkçe’ye aktarılamadığından ya da Türkçe’de tam
Türkçe Talâk Tabirleri ve Fıkhî Sonuçları
109
karşılığı bulunamadığından Türkçe ifadelerin fıkhî sonuçlarının tespitinde
problemler yaşanmış, yaşanmaya da devam etmektedir.
Dinî kültürümüzü kendisinden devraldığımız Osmanlı Devleti’nde,
gündelik hayatta Hanefî mezhebi esas alınmış, mezhep kaynakları üzerinde
tashih, tahriç ve tercih çalışmaları yapılmış, metin, şerh, hâşiye ve mecmûa
(fıkıh derlemeleri ve fetvâ koleksiyonları) türü eserler telif edilmiştir. Molla
Hüsrev’in Dürerü’l-hükkâm Şerhu Gureri’l-ahkâm’ı1, İbrahim el-Halebî’nin
Mülteka’l-Ebhur’u,2 et-Temurtâşî’nin (ö. 1006/1598) Tenvîru’l-ebsâr ve
câmiu’l-bihâr adlı eseri ile en son yazılan ve “metn-i metîn” olarak
nitelendirilen Mecelletü’l-Ahkâm el-Adliyye bunların başında gelmektedir.
Osmanlılar, bu ve benzeri eserler ile Hanefî fıkıh külliyatını ortaya çıkan yeni
ihtiyaçlar doğrultusunda süzgeçten geçirerek güncelleştirmiş, bununla da
kalmayarak Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin (ö. 373/983) Mukaddimetün fi’ssalât’ı, Molla Hüsrev’in Dürer’i ve Halebî’nin Mülteka’sı gibi kimi metinleri de
Türkçe’ye aktarmışlardır.3
Bu çalışmada, Mehmet Zihnî Efendi’nin Nimet-i İslâm’ı ile Ömer Nasuhi
Bilmen’in Hukûk-i İslâmiye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu ve fetvâ
mecmûalarından4 hareketle, Osmanlı toplumunun kullandığı boşama
1 İstanbul, 1308.
2 Matbaa-i Osmaniye, İstanbul, 1309.
3 Bkz.:Memduhoğlu, Adnan; “İlmihâl Edebiy (...truncated)