Osmanlı Devleti’nde Manastırbend Cezasının Tatbikinde Surp Nişan Ve Anna Manastırları Örnekleri
410
Tarih ve Gelecek Dergisi, Haziran 2020, Cilt 6, Sayı 2
Journal of History and Future, June 2020, Volume 6, Issue 2
https://dergipark.org.tr/tr/pub/jhf
Tarih&Gelecek
History&Future
Dr. Öğretim Üyesi
Ardahan Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi İslâm Tarihi Anabilim Dalı,
Dergisi
Erdoğan POLAT
Journal of
ORCID: https://orcid.org/0000-0003-3088-337X
Screened by
e-ISSN 2458-7672
Eser Geçmişi / Article Past:
Araştırma Makalesi
Başvuruda bulundu.
Kabul edildi.
20/05/2020
09/06/2020
Applied
Accepted
DOI: http://dx.doi.org/10.21551/jhf.740278
Research Paper
Orjinal Makale / Orginal Paper
Osmanlı Devleti’nde Manastırbend Cezasının Tatbikinde Surp
Nişan ve Anna Manastırları Örnekleri
Monastic Confinement in the Ottoman Empire with a Focus On the
Sourb Nshan and Anna Monasteries
Öz
Osmanlı Devleti’nde Müslüman unsurlarla asırlarca uyumlu bir şekilde yaşayan
Hıristiyan reaya, Millet Sistemi denilen ve başında patriklerin bulunduğu bir yapı
içerisinde teşkilatlanmışlardı. Osmanlı’da gayrimüslim tebaa evlenme, boşanma, nafaka,
velayet, vasiyet, miras, vekâlet, vakıf kurma gibi birçok hukuki konuda kendi milletlerinin
kurallarına ve ruhani liderlerine tabi idiler. Ruhban sınıfının başı olan patriklerin kendi
milletinden suç işleyenlere padişahın onayından sonra tatbik ettikleri bazı cezalar söz
konusuydu. Sürgünün bir çeşidi olan ve kimi zaman kuleye kapatılmayı da kapsayan
manastırbend edilme de bunlardan biriydi. 11. yüzyılda Sivas’ta inşa edilmiş olan Surp
Nişan Manastırı, Ermeni patrikliğinin Sivas Başpiskoposluğu’na yüzlerce yıl ev sahipliği
yapmış olan önemli bir dini yapıydı. Ermeni patriği bu merkezi yapıyı ruhban sınıfından olan
kimi suçluyu manastırbend etmek için kullandığı gibi bölgedeki Tokat Anna Manastırı’nı da
bu amaçla kullanmıştır. Bu çalışmada, sürgünün dinî bir çeşidi olan manastırbend cezası
Osmanlı taşrasında incelenirken ilgili iki manastır merkeze alınmıştır. 19. yüzyılda önemli
bir Ermeni nüfusunu barındıran Sivas Eyaleti’ndeki bu dinî ve içtimaî yapıların bu çeşit
işlevleri belgeler yardımıyla gösterilmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimler: Osmanlı Devleti, Gayrimüslimler, Manastırbend, Sivas Surp
Nişan Manastırı, Tokat Anna Manastırı.
* Osmanlı Devleti’nde Sürgün Siyasetinin Eyâlet-i Rûm’daki Yansımaları (XIX. Yüzyıl) başlıklı
doktora tezinden türetilmiştir.
ATIF: POLAT Erdoğan, “Osmanlı Devleti’nde Manastırbend Cezasının Tatbikinde Surp Nişan ve Anna
Manastırları Örnekleri”, Tarih ve Gelecek Dergisi, 6/2 (Haziran 2020), s. (410-422)
CITE: POLAT Erdoğan, “Monastic Confinement in the Ottoman Empire with a Focus On the Sourb Nshan and
Anna Monasteries”, Journal of History and Future, 6/2 (June 2020), pp. (410-422)
https://dergipark.org.tr/tr/pub/jhf
Tarih ve Gelecek Dergisi, Haziran 2020, Cilt 6, Sayı 2
Journal of History and Future, June 2020, Volume 6, Issue 2
411
Abstract
The Christian rayah, who peacefully lived together with Muslim subjects in the
Ottoman Empire for centuries, were organized within a structure called the Ottoman Millet
(Nation) system managed by the patriarchs. Non-Muslim subjects of the Ottoman Empire
had to follow their own spiritual leaders and obey the rules of their own millet in many
legal areas including marriage, divorce, alimony, custody, wills, deceased estates, powers
of attorney, and the establishment of foundations in non-Muslim subjects in the Ottoman
Empire. The patriarchs, the highest ranking religious leaders among the clergy, could
punish those from their own millet if they perpetrated a crime, however, the punishment
could only be administered after approval by the padishah. Monastic confinement was
one mode of punishment. This penalty was a kind of banishment and would sometimes
include imprisonment in a tower. Built in Sivas in the 11th Century, the Monastery of Sourb
Nshan was an important religious building which played host to the Sivas archbishopric
of the Armenian Patriarch for hundreds of years. The Armenian Patriarch used this
central building, along with the Anna Monastery of Tokat, for the monastic confinement
of offenders from among the clergy. Based on documentary evidence, this study focuses on
these two monasteries to shed light on monastic confinement, which was a kind of religious
banishment in the Ottoman’s outer “taşra” regions, and attempts to explore the religious
and social diversity witnessed in the Sivas Eyalet which was home to a significant Armenian
population in the 19th Century.
Keywords: Ottoman Empire, Non-Muslims, Monastic Confinement, Sourb Nshan
Monastery of Sivas, Anna Monastery of Tokat.
A
Giriş
ğır bir cezalandırma şekli olan sürgün Osmanlı Devleti’nde rüşvet,
sahtekârlık, zina, fuhuş, iftira, yalancı şahitlik, hırsızlık, tehdit, küfür,
emre itaatsizlik, kız kaçırma ve birçok adi suçları işleyenlere tatbik
edilmekteydi. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise bilhassa siyasi suçlar
için bu cezanın sıkça verildiği görülür.1Sürgün, bir çeşit zorunlu ikamet
cezasıdır. Sürgün yeri; suçun niteliğine, suçlunun devlet hizmetindeki mevkiine veya
statüsüne göre değişebilirdi. Suçluların firarını engellemek ve onları zabt ü rapt altında
tutabilmek için sürgün mahalli olarak çoğunlukla adalar veya sahil kaleleri tercih edilmiştir.
Bozcaada, Midilli, Sakız, Girit, Rodos ve Kıbrıs gibi Akdeniz adalarının yanında Trabzon,
Sinop gibi bazı sahil şehirlerinden de menfa olarak faydalanılmıştır. Ağır suçlular ise
merkeze hayli uzak Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasının muhtelif yerleşim yerlerine sürgün
edilmiştir. Buna mukabil suçu nispeten daha hafif olan sadrazam gibi yöneticiler ile ilmiye
sınıfı mensupları Malkara, Dimetoka gibi İstanbul’a civar yerler ile Bursa, İzmir, Kütahya
gibi merkeze yakın ve gelişmiş Anadolu şehirlerine nefyedilmişlerdir. Sürgün cezası bazen
tek başına, umumiyetle de başka bir cezayla birlikte uygulanmıştır. Cezaya çarptırılan şahıs
bir kamu görevlisi ise mutlaka azledilmekte, mansıp ve unvanları geri alınmakta, suçun
1
Kemal Daşcıoğlu, Osmanlı Devleti’nin Sürgün Siyaseti (XVIII. Yüzyıl), Süleyman Demirel Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta 2004 (Yayımlanmamış Doktora Tezi). s.167-168.
412
Tarih ve Gelecek Dergisi, Haziran 2020, Cilt 6, Sayı 2
Journal of History and Future, June 2020, Volume 6, Issue 2
https://dergipark.org.tr/tr/pub/jhf
büyüklüğüne göre malları kısmen veya tamamen müsadere edilmekteydi.2
Sürgün genel anlamda ağır bir ceza kabul edilmekle birlikte Osmanlı Devleti’nde
uygulanmakta olan idam, kürek ve hapis cezaları ile mukayese edildiğinde daha hafif bir
ceza olarak görülmüştür.3Sürgün cezası eski hukuk literatürümüzde“nefy” ya da “nefy
ü tağrîb” gibi kelimelerle ifade edilmiştir.4Osmanlı Devleti’nde sürgün kelimesi yerine
kalebend, ikamete memur-ikamete mecbur, nefy, inhâ, iclâ, teb’id, mütebâidin, nefy ü irsâl,
sarf ü tahvîl, menfî gibi kelimeler de tercih edilmiştir. Sürgün gidilen yerler için ise menfa
kelimesi kullanılmıştır. Sürgüne gönderilen kişiye menfi denilirken bu kelimelerin tam
tersi af ve salıverilmelerde (...truncated)