Ebü’l-Berekât El-Bağdâdî Felsefesinde Tanrı
Ebü’l-Berekât El-Bağdâdî Felsefesinde Tanrı
Atike KAYA
Ebü’l-Berekât El-Bağdâdî Felsefesinde Tanrı
Tuna TUNAGÖZ
İsam Yayınları, İstanbul, 2017, 292 s.
§§§
Hz. Peygamber’e Kur’an olarak ulaşan ilahî mesaj insanların problemlerini çözdüğü gibi
onların düşünce dünyasına da etki etmiştir. Fakat müslümanların başına kimin geçeceği ve büyük
günah işleyen müminin durumu gibi sorunlar, farklı dinlerle karşılaşma, sosyal yaşamda
gerçekleşen şehirleşme ve ekonomik seviyedeki değişimler, beraberinde Müslümanların hayat
görüşünü ve yaşam biçimlerini değiştirmesiyle bu durum onların nazari bilimlerle ilgilenmesine
sebebiyet vermiştir.
Yazar Tuna Tunagöz tarafından kaleme alınan bu eser, Bağdâdî’nin felsefî düşüncelerini
bugüne aktarması yönünden önem arz etmektedir. İki bölümden meydana gelen kitabın giriş
bölümünde Tunagöz’ün, Bağdâdî’nin hayatı hakkında bilgi verdiği görülür. İlk bölümde Tanrı’nın
varlığının ispatı hakkında bilgi verilirken; ikinci bölümde Tanrı’nın sıfat ve isimleri hakkında bilgi
verildiği görülür. Kitap toplamda 292 sayfadan meydana gelmektedir.
Yazar Tuna Tunagöz, giriş bölümünde Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’nin yaşam öyküsünü
anlattıktan sonra, hayatı, eserleri, etkisi ve felsefî kimliği hakkında da bilgi vermiştir. Bağdâdî’nin
yaşam öyküsünü anlatırken dönemin siyasî coğrafyasından, toplumsal ve kültürel açıdaki fikrî
hareketliliğinden bahsedilmektedir. Savaş ve barışın, refah ve sefaletin, hoşgörü ve taassubun,
mutluluk ve acının bir arada yaşandığı bu dönemde yaşayan Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî,
Tunagöz’ün aktardığına göre hayatının büyük bir bölümünü Selçuklu Bağdat’ında geçirmiş.
Dolayısıyla içinde bulunduğu siyasî, sosyal ve kültürel ortamdan da etkilenmesi kaçınılmaz olmuş.
Herkesin hakikatinin olduğu bu dönemde hakikate ulaşma yolunda olan Bağdâdî, şüpheye,
sorgulamaya ve fikir üretmeye yönelmiş. Öncelikle felsefî alandaki Meşşâîliği eleştirirken
kendisine yetersiz geldiğini düşündüğünden Yahudilik’ten de vaz geçtiği belirtilmiş.
Dönemin siyasi coğrafyasından, toplumsal ve kültürel açıdaki fikrî hareketliliğinden
bahsettikten sonra Tunagöz, Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’nin hayatı hakkında bilgi verir. Burada
Yahudi bir ailenin çocuğu olduğu, Musul’un kuzeyinde ve Dicle kıyısında bir yer olan Beled’de
doğduğunu, ölüm tarihinin ihtilaflı olduğunu belirtir. Sonrasında Meşşâîliğe yönelttiği eleştirileriyle
tanındığını, şöhretini ise tıptaki uzmanlığı ile duyurduğunu belirtmiştir. Aristo denginde bir filozof
olduğu söylenen Bağdâdî’nin felsefe tahsilini nerede ne zaman ve kimlerden aldığı bilinmemekte
olduğunu ifade etmekle bilinen tek hocası ve devrin tıp otoritesi Saîd b. Hibetullah olduğunu
bildirir. Gazzâlî ile karşılaşmış olabileceği kanaatleri de kuvvetlidir. Tunagöz, konunun devamında
Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’nin eserleri hakkında bilgi vermiştir. Filozofa nispet edilen eserlerin sayı
ve hacim olarak azlığını belirtmekle, eserleri arasında yayımlanmamış yazmaların olduğu bilgisini
de bize verir. Telif ettiği eserlerin konuları olarak da felsefe, tıp, gökbilim, eczacılık ve Tanah şerhi
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi
Ebü’l-Berekât El-Bağdâdî Felsefesinde Tanrı -Tuna TUNAGÖZ | 1253
gibi alanlara yayıldığını belirtmiştir. Filozofa nispet edilen eserlerin el-Kitâbü’l-Mu‘teber fi’l-hikme
(felsefî değerlendirmeler kitabı), Risâle fi’l-akl ve mâhiyyetih, Kitâbü’n-nefs, Kitâbü’t-tefsîr, Risâle
fî sebebi zuhûri’l-kevâkib leylen ve hafâihâ nehâran, Kitâbü’l-akrâbâzîn, Berşeasâ, Risâle fi
mâhiyyeti’l- melâl, İhtisârü’t-teşrîh olduğu ve yazarın bu eserler hakkında da bilgiler verdiği kitapta
görülür.
Tuna Tunagöz kitapta filozofun eserlerinden sonra etkisi hakkında da bilgi verir. Bu
kısımda yazara göre Ebü’l-Berekât el-Bağdadî felsefeyi aslı bozulmamış aslî biçimine yeniden
dönüştürme iddiası ile yola çıkarak orijinal fikirler üretmiş olsa da felsefe tarihi açısından önemli
bir öğrenci yetiştirememesi yönüyle eksik kaldığını belirtir.
Yazar, Ebü’l-Berekât’ın ilgilendiği konuların, yöntem, üslup ve düşünce yapısı itibariyle
Meşşâîliğe, Tanrı tasavvurunda Eş’ariliğe, nefs anlayışında ise tasavvufa yakın olduğunu
belirtmiştir. Tunagöz, filozofun İbn Sina’ya yönelttiği eleştirilerin dolaylı olarak Eflâtuncu İşrâkî
felsefeyi hazırladığı yorumu yapılırken, Fahreddin er-Râzî Ebü’l-Berekât’tan kelamî değerler
dizisine yaklaştığı fizik, psikoloji ve metafizik konularında oldukça faydalandığını söylemiştir. O
dönemde Seyyid Şerif el-Cürcânî, Davûdi Kayserî, vd. düşünürler de onun düşüncelerinden
faydalandıklarını belirtmişlerdir.
Tunagöz’ün, kitabın giriş bölümünün son başlığında, Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’nin felsefî
kimliği hakkında bilgi verdiği görülür. Bu kısımda filozofun metodundan, görüşlerinden, onun
felsefi metodundaki “ben” kavramının nefis anlamından, sisteminin en önemli dayanaklarından
biri olan “kitâbü’l-vücûd/nüshatü’l-vücûd” (varlık kitabı/varlık nüshası) kavramından ve eserlerinde
bahsettikleri konular hakkında bilgiler verdiği görülür.
Giriş kısmının sona ermesinin ardından kitabın ilk bölümü olan “Tanrı’nın Varlığının İspatı”
bölümü incelenir. Burada İslam düşünce tarihinde Tanrı’nın varlığının ispatı hakkında bilgiler
verdikten sonra yazar, Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’de Tanrı’nın varlığının ispatı hakkında bilgi verir.
Bağdâdî’nin Tanrı’nın varlığına dair delillere giriş olarak öncelikle bilen ile bilinenin epistemolojik
ilişkisi üzerine durur. Sonrasında Allah’ın fiilleri ve fiillerinin ona nispetinden bahsettikten sonra
Bağdâdî’nin Tanrı’nın varlığına ilişkin imkân, ilk bilgi varlık, tasarım ve sezgi delillerini kullandığı,
buna karşın hudûs ve ilk hareket delillerini eleştirerek reddettiği bilgisini verir. Sonrasında filozofun
kullandığı deliller olan “ilk neden delili, imkân delili, ilk bilgi delili, varlık delili tasarım delili, sezgi
delili, hudûs ve ilk hareket delili” hakkındaki düşüncelerine yer verir. Filozofun “hudûs ve ilk
hareket delili”ni reddettiği ve gerekçelerini de ilgili kısımda detaylı şekilde anlatır.
Kitabın ikinci bölümüne geldiğimizde “Tanrı’nın Sıfat ve İsimleri” başlığı ile karşılaşırız. Bu
bölümde Tunagöz, ilk olarak İslam düşünce tarihinde Tanrı’nın sıfat ve isimleri hakkında bilgi
vererek konuya giriş yapar. Konunun sonunda ise Tunagöz, sıfatlara ilişkin yorumlara yönelik
incelemesine göre İslam düşüncesinde hiçbir ekolün Allah’ı, sıfatlardan yoksul, atıl bir Tanrı olarak
tavsif etmediği ve ekollerin kendi birikim, eğitim ve endişeleri doğrultusunda ilahî sıfatlar
problemine yönelik çözüm önerileri sunduğu tespitinin yapılabileceğini söylemiştir.
Kitabın diğer konu başlığı “Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî’de Tanrı’nın Sıfat ve İsimleri” ana
başlığının altındaki “Tanrı’nın Zatı” konusudur. Ebü’l-Berekât’ın zat tasavvurunun ise Meşşâî
tasavvurunun devamı olduğu, ilahî zatın hâdis hiçbir varlığa benzemeyen kendine özgü ve müteal
olduğunu söylemiştir. Bu yüzden de bahsedilen zat tasavvurunun, Aristo’da ilk ifadesini bulan,
sonrasında Meşşâîlerin kalemiyle k (...truncated)