KUR’ÂN VE HADİSLERE GÖRE “KALEM” KAVRAMI
Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 42 ● Erzurum 2014
KUR’ÂN VE HADİSLERE GÖRE “KALEM” KAVRAMI
Muhammet KOÇAK (*)
ÖZ
“Kalem” kelimesi Kur’an’da üzerine yemin edilen ve Miraç mucizesi vesilesiyle
hadislerde de değinilen bir kavramdır. “Kur’an ve hadislerde kader konusu bağlamında yer alan bu kavramı nasıl değerlendirecek ve anlayacağız?”, “Bu terim, İslam düşüncesinde nasıl anlaşılmıştır?” gibi sorular, insan zihnini meşgul etmiş ve
etmektedir. Nitekim İslam düşüncesinde, bu kavram hakkında değişik yorumlar
yapılmış, mütekellimler, müfessirler, muhaddisler mezkûr lafız hakkında değişik
görüşler ortaya koymuşlardır.
Yaptığımız bu çalışmada, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler doğrultusunda
bu kavramın muhtevasını ve anlam alanlarını ortaya koymaya ve bu kavramın
nasıl anlaşılması gerektiği hususunda zihinsel bir açılım sağlamaya çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Kalem, Kader, Kur’an, Hadis, Kavram.
ABSTRACT
The Concept of “Kalem” According to Qur’an and Hadiths
The Word ‘Kalem’ is a concept on which it is sweared in Qur’an. It is also
mentioned in the hadiths because of the miracle of Mirac. How can we evaluate
and understand this concept located in the context of fate, in Qur’an and hadiths?
How are this term understood in İslamic thought? Such questions have always been
engaged in human mind. As a matter of fact, in İslamic thought there has been
different coments on this concept. mutakallimūn, mufassirūn and muhaddisūn
have informed varied ideas about the word.
In this study we try to reveal the content of this term and its meaning areas
according to Qur’an and Hadiths. And we also try to make a mental breakthrough
about how should this term be understood.
Keywords: “Kalem”, Fate, Qur’an, Hadith, Concept.
* Arş. Grv. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelam Bilim Dalı Doktora
Öğrencisi. e-mail:
298
Muhammet KOÇAK
Giriş
İslam düşüncesinin ana kaynakları, bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler’dir. Ana kaynaklar olmaları itibariyle bunların en iyi bir şekilde
anlaşılmaları gerekmektedir. Ancak, Kur’an ve hadisler anlaşılması zor bir takım kavram ve ifadeler de içermektedir.
Kavramlar, bir toplumun dünya görüşünün ve zihniyetinin özlü ifadeleri olmaları sebebiyle kültür, medeniyet ve düşünce sistemleri açısından çok
önemlidirler. Kur’an ve Hadisler bünyesinde yer alan kavramlar ise bu anlamda çok daha fazla önem arz ederler.
İslam dini gelmezden evvel, onun ilk muhatabı olan toplum, sonradan
Kur’an ve hadislerde yer alacak olan bazı kelimeleri kullanmaktaydı. Ancak
İslam dini geldikten sonra, bu kelimeler Kur’an-ı Kerim’de ve Hadîs-i Şeriflerde, cahiliye toplumunun anlayışını zorlayacak tarzda, değişik anlam alanları
içinde muhataplarına sunuldu. Bu durum onları hayrete düşürdü ve anlayışlarını zorladı. Aynı zamanda bu, Kur’an’ı Kerim’in eşiz üslubunun gözler önüne
serildiği bir mucize idi.
Kur’an’da yer alan ifadelerin tam olarak neyi gösterdiği meselesinin, henüz
Kur’an’ın nüzulü aşamasında karşılaşılan bir sorun olduğu anlaşılmaktadır.
Zira bu konuya, Kur’an’ın bizzat kendisi işaret etmekte ve Kur’an ayetlerini
muhkem ve müteşabih olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Kuran-ı Kerim; ferdin
ve toplumun hayatını yönlendiren bu maddi hidayetleri “muhkemat” diye
nitelemiş ve bu muhkematı kitabın, yani ilahi hitabın esasları/hedefleri olarak
saymıştır. Bunlar, toplumun her ferdi tarafından ihtilafsız anlaşılan esaslardır.
Ancak sıra inanç esaslarının yani bir noktada müteşabihatın kavratılmasına
gelince, burada, temel bir problem ortaya çıkar ki bu da “Gayb” ile ilgili gerçeklerin insan ifadesine aktarılmasının güçlüğü problemidir.
Allah, ahiret, cennet, cehennem, hesap, arş, kürsi, kalem gibi konuları kapsayan anlamıyla gaybın, insanlara, en genel şekliyle kavratılması, din dilinin
en temel problemi olmaktadır. Çünkü insan idraki gerçeğin ancak çok küçük
bir dilimini ihata edebilmektedir. Bunun dışında kalan realitenin en büyük
kısmı insan kavrayışının büsbütün dışında kalmaktadır. Ancak iradi düşünce,
hayal gücü, rüya, sezgi ve hafızayı kapsayan anlamıyla insan dimağı tümüyle
veya bazı bileşenleriyle önceden tecrübe edilmiş algılara dayanmadan faaliyet
gösterememektedir.1 Yani, önceden elde edilmiş tecrübelerin tamamen dışında kalan bir şeyi tasavvur edemeyiz ve onun hakkında bir fikir oluşturamayız.
Bu nedenle her ne zaman, görünüşte “yeni” bir imaj veya fikre ulaşsak, daha
1 Zeyveli, Hikmet, “Kur’an Dilinin Özellikleri ve Özel Olarak Kıssa ve Mucizeler”, 2.
Kur’an Sempozyumu, Ankara, 1986, ss. 93–110, s. 93.
KUR’ÂN VE HADİSLERE GÖRE “KALEM” KAVRAMI
299
yakından baktığımızda bir bütün olarak yeni olmasına rağmen, onun, bileşenleri yönünden hiçte yeni olmadığını görürüz. Çünkü bu bileşenlerin, geçmiş
zihni tecrübelerden aynen veya bazen küçük farklarla türetildiğini, şimdi ise
yeni bir terkip veya terkipler halinde bir araya getirilmiş olduklarını fark ederiz.
Mademki insan dimağı daha önce elde edilmiş algı ve idraklere dayanmadan faaliyet gösterememektedir; o halde insanın müşahede ve tecrübelerinin2
sınırları ötesinde ki bir âlemle ilgili olan dinin metafizik (gaybî) kavramları,
insana başarıyla nasıl aktarılabilir? Tecrübî olarak ulaşmış olduğumuz algılar
alanımızdan kısmen bile olsa karşılığını bulamadığımız fikirlerin ihatası bizden nasıl umulabilir?
Bunun cevabını, büyük müfessir ve mütekellim Zemahşerî’nin Ra’d sûresi
35. ayetin tefsiri münasebetiyle vermiş olduğu ifadede bulmaktayız: “Bizim
için gayb olanları, müşahede edebildiklerimizle temsil ederek” verebiliriz. Yani
sembolik tasvirlere (istiârelere) başvurmak suretiyle kavramaya çalışırız.
İşte Kur’an’da kullanıldığı şekliyle müteşabihat kavramının gerçek anlamı
budur. Yani, başka herhangi bir yolla kavratılması mümkün olmayan gaybî birçok kavramın, beşere müteşabih bir tarzda (sembolik3 tasvirlerle) ifade
edilmesidir.4
“Müteşabih”, dünyada kavrayabildiğimiz alanla ilgili bir anlatım üslubu
değil, gayb ile ilgilidir. Cennet-cehennem tasvirleri, meleklerin diyalogları,
yaratılış gibi birçok konunun bu şekilde anlaşılmaması bir takım yanlış iddiaların ortaya atılmasına sebep olmuştur. Bunun için müteşabih anlatımlara yatkın olan Arap dilinin özelliklerini iyi kavramamız gerekmektedir. Bilmeliyiz
ki Arap Dilinin mecâzını, hakikatını, teşbihini, istiâresini vs. ne kadar iyi bilir,
Peygamber döneminin diline ne kadar yaklaşabilir ve olayların arka planını
ne kadar doğru kavrarsak Kur’an’ın anlatım üslubuna o kadar yatkınlaşacak,
2 Zeyveli, Hikmet, “Kur’an Dilinin Özellikleri ve Özel Olarak Kıssa ve Mucizeler”, 2.
Kur’an Sempozyumu, Ankara, 1986, ss. 93–110, s. 94.
3 Ayrıntılı bilgi için bkz. Kılıç, Sadık, İslam’da Sembolik Dil, İstanbul, 1995; Tokat, Latif,
Dinde Sembolizm, Ankara, 2004.
4 Bkz. Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı (Meal-Tefsir), Çev. Cahit Koytak–Ahmet Ertürk
İstanbul, 2002, s. 1329, 1330.
5 İsfehânî, Ragıp, el-Müfredat fi Ğarîbi’l-Kur’an, Tah. Muhammed Halil Itani, Beyrut, 2005,
s. 412; Âsım Efendi, h. 1305, Ebu’l Kemal Ahmed, el-Okyanûsu’l-Basîd fî Tercemeti’l (...truncated)