YUNAN-ROMA UYGARLIĞINDA İNSAN-TANRILARA TAPINMA TÖRENİ OLARAK: KİLİSE EKMEK-ŞARAP AYİNİ
Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 41 ● Erzurum 2014
YUNAN-ROMA UYGARLIĞINDA İNSAN-TANRILARA TAPINMA
TÖRENİ OLARAK: KİLİSE EKMEK-ŞARAP AYİNİ
Kürşat Haldun AKALIN (*)
ÖZ
Paganların asırlardan beri uyguladığı Evharistiya ayinini, Hıristiyanların
biraz daha fazla ruhsal kılarak ve dinsel törenlerinde ekmek ile şarabı sunarak
hiç kimse daha iyi yerine getiremezdi. Çünkü İsa, tıpkı Adonis ve Attis, Osiris ve
Dionysus gibi ve özellikle de bunların tüm niteliklerine tek başına sahibi olan
Romalı tanrı insan Mithras gibi, bakire bir anadan doğmuş, acı çekmiş ve ölmüş,
öldükten sonra dirilmiş, kendisine tapınanları kurtarmak için mistik bir ihtirasa
kapılmış; tanrının etinin yendiği bir olma ayini esnasında tapınanları, tanrıinsan ilahla yüz yüze geldiklerine, tanrı kanı olarak içtikleri kadehteki şarapla
ayinin sırrına vâkıf olarak ölümsüz hayata kavuşacaklarına inanmışlardır.
Anahtar Kelimeler: Dionysus, Mithra, İsa, Evharistiya ayini
ABSTRACT
The Church Holy Communion Rite as The Ceremonial Worship to
The Human-Deities in the Greco-Roman Civilization
Nor there any evidence that christians made a better use interpolate with a
more spiritual application of this sacrament that ceremonial offering of bread and
wine than the pagans did for centuries. Because Christ, like Adonis and Attis,
Osiris and Dionysus and especially like Mithras who was a Roman god-man
deity possessed with all of them qualities, also born from virgin mother, suffer
and die and rise again; to become one with them is the mystical passion of their
worshippers; during the communion worshipper believe that they faced with their
man-god, their mysteries give immortality by dirinking his blood namely a cup of
wine.
Keywords: Dionysus, Mithras, Jesus, The Church Holy Communion Rite
* Doç. Dr. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi
130
Kürşat Haldun AKALIN
Giriş
Hıristiyanların öldürülen ve dirilen İsa’nın hikâyesi, büyük ölçüde Güneştanrıların veya pagan kurtarıcı tanrıların özelliklerinden türetilmiştir1. RomaYunan pagan uygarlığında da büyük rağbet bulan bu tanrı-insanların ortak
özellikleri şöylece özetlenebilir. Bunların hepsi, tıpkı Hıristiyanların İsa’sı gibi,
bakire ve ölümlü bir anneden doğmuştur, bakirenin doğumu bir ahırda ya da
bir mağarada gerçekleşmiştir, hepsi de kışın gündönümünün olduğu günün
ertesi günü yani 25 Aralık gününde doğmuştur, Doğudan bir yıldız doğmuştur ve Magiler bu doğan yıldızı takip ederek üç kralın huzuruna çıkmıştır, kâhinler her üç krala da krallığı yıkacak çocuğun doğduğunu bildirmiş, her kral
kendi bölgesinde yeni doğmuş çocukların toplu olarak katlini kurtuluş çözümü olarak uygulamış2, bu nedenle yeni doğan kurtarıcı tanrı-insan doğduğu
1 “Osiris-Dionysus, tanrının oğludur. Babası tanrı ve annesi ölümlü bir bakiredir. 25
Aralık’ta üç çobanın önünde bir mağarada ya da bir inek barınağında doğmuştur. O, dünyanın günahları nedeniyle, bir kurban olarak Paskalya zamanında ölür. O, ölümün ardından cehenneme iner, üçüncü gün dirilir ve ihtişam içinde göğe yükselir. Onun taraftarları,
kıyamet günleri boyunca, onun yargıç olarak geri dönmesini beklerler. Onun ölümü ve
yeniden dirilişi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek-şarabın yenilmesinden oluşan
bir ritüel ile kutlanır. İsa, ölümünden önce şarap ve ekmekten oluşan sembolik bir son
yemek kutlar. İsa, İncillerde ben yaşamın ekmeğiyim der ve son yemek sırasında ekmeği
parçalar ve alın bunu bu benim bedenim diyerek onu havarilerine verir. Aynı şekilde gizem
tanrı-insanı da sembolik olarak, ekmek ve ekmeği oluşturan buğday ile ilişkilendiriliyordu.
Osiris’in paramparça edilerek öldüğü söylenirdi; bu, un üretmek için buğdayın dövülmesini sembolize eder. Ölü Adonis’in kemiklerinin bir değirmende öğütüldüğü, daha sonra
rüzgara saçıldığı söylenirdi. İncillerde İsa ayrıca ben gerçek şarabım der ve son yemek
sırasında bu benim kanım diyerek bir kap şarabı havarilerine verir. İsa gibi Dionysus da
asma ve şarapla ilişkilendiriliyordu. Dionysus parçalanarak ölüyordu, bu parçalanma şarap
üretmek için üzümlerin ayakta çiğnenmesini sembolize eder. İsa’nın havarileri, onun sunduğu ekmek ve şarabı yiyip içerek, sembolik olarak onun bedenini yer ve kanını içerler,
böylece Christ ile bir olmuş olurlar. Bu tür kutsal bir komünyon, Osiris-Dionysus ile bir
olmanın bir aracı olarak gizemlerde de uygulanıyordu. Tanrıyı yeme vasıtasıyla tanrısal
komünyon fikri öyle eski bir ayindir ki, Mısır Ölüler Kitabında görülür. Paganlar Christ’in
ölümden dirilişinin, Attis’in yeniden dirilişinin sahte bir taklidinin olduğunu; Hıristiyanlar ise Attis’in yeniden dirilişinin, Christ’in yeniden dirilişinin bir taklidi olduğunu iddia
etmişlerdi. Antik bir Hıristiyan geleneğine göre, İsa 25 Mart’ta ölmüştü. Bu, Attis’in yeniden dirilişinin Roma’da resmi olarak kutlandığı günle aynıydı. Bir başka antik Hıristiyan
geleneği, Christ’in ölümünü 23 Mart ve yeniden dirilişini 25 Mart olarak belirler; bu,
Attis’in ölümü ve ölümden dirilişiyle tam aynı zamana rastlar.” Bkz.Timothy ve Gandy.,
İsa’nın Gizemleri, İstanbul, 2005; s. 14, 67, 76.
2 “Herod, Beytülahim’in tüm bebeklerinin katledilmesi emrini verir (Matta 2: 13-21).
Burada ilk olarak Herod’un M.Ö. 4 yılında öldüğü ve İsa’nın da M.Ö. 2 veya 1 yılına
kadar doğmamış olduğu görünmektedir. Herod’un bütün cürümlerini kaydeden Josephus, bu katliamdan hiçbir şekilde bahsetmemiştir. Gerçekte bu hikaye, Nemrut’un bebek
İbrahim’i kendi egemenliği altındaki bütün bebekleri katlederek yok etmeye çalışması,
yeni doğan bütün Yahudileri öldürmek isteyen Mısır firavununun veya Sodom’un erkek-
YUNAN-ROMA UYGARLIĞINDA İNSAN-TANRILARA
TAPINMA TÖRENİ OLARAK: KİLİSE EKMEK-ŞARAP AYİNİ
131
yerden çok uzaklara götürülmüştür. Aynı hikaye Krishna, Mithra, Dionysus
ve diğer tüm Güneş-tanrılarında tekrarlandığı halde, bu tanrı-oğullarından
hiç birisi gerçek hayatta var olmamış ve gerçekten de yaşamamıştır. Hıristiyanların İsa’sının da vahiy kitaplarından başka delili yoktur, hiç bir resmi
veya tarihsel kayıtta ismine ve yaşamındaki olaylara rastlanılmış değildir, yaşadığı onca mucizevi ve istisnai olaylara rağmen çağının hiç bir yazarı İsa’dan
söz etmemiş veya yaşadıklarını nakletmemiştir. Gerçekte yaşamamış olmalarına rağmen, bu tanrı-insanların bakire annelerinin (Hıristiyan kiliselerinde
Hz. Meryem) yortuları Şubat ayının ortasında kutsanmış, yakılan mumlarla
günün uzadığı sembolize edilmiş, bahar geldiğinde büyük perhize girilmiş,
paskalya yortusu ya da diriliş bayramı Güneş’in ekvator çizgisini geçtiği 25
Mart gününde kutlanmış ve bu gün Kudüs’teki Kutsal Gömütten ışıkların
yükseldiğine inanmıştır. Tıpkı Osiris, Attis, Dionysus ve diğer Güneş’in oğlu
tanrı insanlarda olduğu gibi Hıristiyanların İsa’sı da, iyi gün olarak yüceltilen
Cuma günü tanrı kuzusu namıyla çarmıha gerilmiş ve ölmüştür, bayramdan
önceki gün ağaca (çarmıha) çivilenmiş ve mezarı boş bulunmuştur, insafsızca öldürüldükten sonra üçüncü gün yeniden dirilmişler, kurtarıcı tanrı-insan olarak bu yeniden dirilişin coşku ve kıvancı çok büyük olmuştur. Tüm
G (...truncated)